İnsan Ne ile Yaşar? herkesin lise döneminde mutlaka okuduğu kitaplardan biridir. Keza ben de o dönemde okumuştum. Fakat yıllar geçtikçe anlıyorum ki bu eser, yalnızca bir kez okunup rafa kaldırılacak bir eser değil. Hayatın farklı dönemlerinde yeniden dönülmesi, yeniden düşünülmesi gereken kitaplardan biri. Çünkü Leo Tolstoy bu eseri aracılığıyla, insanın zaaflarını, korkularını ve bencilliklerini; kısacası gerçek insanı tüm çıplaklığıyla yansıtıyor.
Kitap boyunca hissedilen manevi atmosfer oldukça güçlü. Ancak bu manevi taraf asla baskıcı değil; daha çok insanın kalbine sessizce dokunan bir sorgulama gibi ilerliyor. Tolstoy burada doğrudan dinî bir öğreti sunmaktan çok, merhamet ve sevgi, insan bencilliği ve zaafları, maneviyat ve tanrı anlayışı, ölüm ve hayatın geçiciliği, iyilik ve vicdan, sade yaşamın değeri gibi kavramları anlatmaya çalışıyor.

Eser birden fazla öyküden oluşuyor ancak ben özellikle kitaba adını veren “İnsan Ne ile Yaşar?” hikâyesinden bahsetmek istiyorum. Hikâyede, Tanrı tarafından yeni doğum yapmış bir kadının ruhunu almakla görevlendirilen bir melek, kadının çaresizliğine ve çocuklarının durumuna merhamet ederek görevini yerine getiremez. Bunun üzerine Tanrı, meleği yeryüzüne gönderir ve ona üç sorunun cevabını öğrenmeden geri dönemeyeceğini söyler:
- İnsanın içinde ne vardır?
- İnsana ne verilmemiştir?
- İnsan ne ile yaşar?
Melek, insanlar arasında yaşayarak bu soruların cevaplarını öğrenir. İnsanların yalnızca kendi planlarıyla değil, birbirlerine duydukları sevgi ve merhametle ayakta kaldığını kavrar. Tanrı’nın insanlara olan sevgisini ve şefkatini anladığında ise yeniden Tanrı’nın huzuruna döner.
Tolstoy’un bu hikâyede verdiği mesaj çok sade ama bir o kadar da etkileyici: İnsan, yalnızca kendisi için yaşayarak değil; sevgiyle, dayanışmayla ve başka insanların varlığıyla hayatta kalır. Kitap bittiğinde insanda garip bir sessizlik bırakıyor; sanki biri size hayatın en basit ama en unutulan gerçeğini yeniden hatırlatmış gibi…



Yorum bırakın