Bu kitap okurlarını, onu sevenler ve ondan nefret edenler olarak ikiye bölen eserlerden biri. Ben sevenler tarafındayım. Nefret edenlerin temel gerekçesi, metnin yoğun bir kadın düşmanlığı içerdiği yönünde. Açıkçası bu yorumun Zola’yı anlamamaktan kaynaklanan son derece yüzeysel bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Çünkü Nana, bir fahişenin hayatından çok daha fazlasına sahip; toplumsal cinsiyet, iktidar, arzu, para ve ahlak gibi pek çok katmanı aynı anda barındırıyor.

Peki kimdir bu Nana? Paris’in yoksul mahallelerinden çıkıp bedenini sermayeye dönüştüren bir kadın mı? Erkekleri felakete sürükleyen bir femme fatale mi? Yoksa erkek egemen toplumun biçimlendirdiği ve ardından suçladığı bir kurban mı? Zola’nın dehası, Nana’yı bu tanımlardan yalnızca birine indirgememesinde yatıyor. Çünkü Nana aynı anda bütün bunların karşılığı, fakat hiçbirinden ibaret değil.

Romanın açılışındaki Nana’nın kariyerinin başlangıcı olan tiyatro sahnesi, modern gösteri toplumunun alegorisi. Sahnelenen operet estetik açıdan bayağı. Nana’nın ne sesi, ne de oyunculuğu dikkate değer. Tüm bunlara rağmen bedeninin yarattığı etki Paris aristokrasisini anında teslim alıyor. Tiyatro müdürü Bordenave’ın kurduğu “Nana’nın başka bir yeteneği var” cümlesi, romanın temel tezi olan modern toplumda arzu, yeteneğin önüne geçti fikrini özetliyor.

Zola kapitalizm, cinsellik ve gösteri kültürü arasındaki ilişkiyi şaşırtıcı bir öngörüyle teşhir ediyor. Nana’nın bedeni erotik bir nesne ve ekonomik dolaşımın merkezi. Erkekler onun uğruna servetlerini tüketiyor, evliliklerini yıkıyor ve itibarlarını kaybediyor. Böylece Nana bireysel bir karakter olmaktan çıkıp dönemin ahlaki çürümesinin metaforuna dönüşüyor.

Romanın temelinde Zola’nın natüralist estetiği yatıyor. Yazarın Meyhane romanını okuyanlar, Nana’yı Coupeau ve Gervaise’in kızı olarak zaten hatırlayacaktır. Yoksulluk, ihmal ve şiddet içinde büyüyen Nana’nın ilerleyen yıllarda acımasız ve yıkıcı bir karaktere dönüşmesi, bireysel ahlaksızlıktan çok toplumsal çürümenin bir sonucu olarak okunabilir. Bu açıdan Nana’nın erkekleri mahvetmesi, toplumun günahlarının kendisine geri dönmesi gibidir.

Nana manipülatif, acımasız ve açgözlü bir kadın. Erkekleri hem maddi hem de duygusal olarak sömürüyor. Kimi zaman başkalarının acısından haz aldığı bile görülüyor. Fakat Zola, aynı zamanda onun kırılganlığını, sevilme arzusunu ve daha sıradan bir hayata duyduğu özlemi de gösteriyor. Oğluna duyduğu sevgi, zaman zaman daha şefkatli biri olma çabası ve sevgi ile aidiyet arayışı, Nana’yı salt bir femme fatale olmaktan çıkarıyor. Onun hem yıkıcı hem de kırılgan yönlerinin bir arada verilmesi, romanı basit bir ahlak anlatısına dönüşmekten kurtarıyor.

Zola, 19. yüzyıl Paris’ine dair her ayrıntıyı; tiyatro kulislerini, aristokrat partilerini, at yarışlarını, lüks malikaneleri, restoranları, sokakları ve genelevleri son derece ayrıntılı biçimde tasvir ediyor. Bu tasvirler romanın psikolojik ve sosyolojik derinliğini büyük ölçüde artırıyor. Metnin sonundaki çöküş atmosferi ve patlak vermek üzere olan Fransa-Prusya Savaşı’nın gölgesi, İkinci İmparatorluk döneminin sonunu haber verirken, Nana’nın bedeninde yoğunlaşan çürüme bütün bir toplumun çürümesine dönüşüyor.

Kitabın merkezi çatışmalardan biri de din ile arzu arasındaki gerilim. Özellikle Kont Muffat üzerinden, Katolik ahlak anlayışı ile bastırılmış cinsellik arasındaki çatışma işleniyor. Dindarlığıyla tanınan Muffat’ın Nana’ya duyduğu saplantı, inanç ile arzunun birbirini dışlamaktan çok, kimi zaman birbirini besleyebildiğini gösteriyor. Muffat’ın arzusu derinleştikçe suçluluk duygusu ve tövbe ihtiyacı da aynı ölçüde büyüyor.

Ezcümle, Nana şaşırtıcı ölçüde güncel bir roman. İktidar sahibi erkeklerin genç ve gösterişli kadınlara duyduğu takıntı, servetin gösterişe dönüştürülmesi, cinselliğin ekonomik bir araca çevrilmesi ve toplumun kadın bedenini hem arzulayıp hem cezalandırması modern toplumlarda hala karşılığını buluyor. Bu nedenle onu yalnızca 19. yüzyıl Paris’inin hikayesi olarak okumamak gerekiyor. Nana, toplumun arzu, iktidar, para ve ahlakla kurduğu ilişkiyi gösteren rahatsız edici bir ayna olmaya devam ediyor.

Bir Cevap Yazın