Yaklaşık 2 yıllık bir aranın ardından Köpek Kalbi’ni yeniden okudum. Ne mutluluk! Nasıl keyif aldım okurken, anlatması zor. Bazı kitaplar edebiyatı neden bunca sevdiğimi bütün benliğimle hissettiriyor, bu da onlardan.

Metin, 1920’lerin Sovyetler Birliği’nde devrim sonrası toplumun hızlı ve zorla değiştirilmesini hicvediyor. Profesör Preobrajenski’nin köpek Şarik’i deneyle insana dönüştürmesi ve Şarikov’un ortaya çıkması, yeni insan yaratma idealinin bir alegorisi. Şarikov’un kültürsüz, kaba ve sorumsuz olmasına rağmen yeni sistem içinde güç kazanmasıyla; sınıf değişimlerini, bürokrasiyi, siyasal sloganların yüzeyselliğini ve toplumu tepeden dönüştürme çabası eleştiriliyor. Tabii bu eleştiri eski elitleri tamamen idealize edilmeden yapılıyor.

Köpek Kalbi siyasal bir hiciv. Fakat bununla birlikte, insanın karanlık yanına dair de pek çok şey söylüyor. Profesörün Şarik ile yaşadıkları üzerinden insan doğasına, iktidarla ilişkimize, hükmetme arzumuza, egolarımıza, komplekslerimize dair incelikli gözlemler yapıyor. Bulgakov’un bu işte ne kadar becerikli olduğunu diğer romanlarından zaten biliyoruz.

Bitirirken: ”Bazılarının yedi odası elli çift pantolonu var, bazıları ise köprü altında yatıp çöp tenekesinden yiyecek topluyor.”

Yorum bırakın