Kendimi zorlamasaydım bu kitabı bitiremezdim.

Esasında Terayağı güçlü bir başlangıç ile açılıyor. Bir cinayet zanlısı ile görüşen polis, dedektif, avukat ya da gazetecinin suçlu tarafından menüpüle edilmesi fikri edebiyatta da sinemada da ilgimi çeken bir konu. Fakat ortalarına doğru metin yemek tarifi ve feminist farkındalık rehberine dönüşüyor…

Uzak Doğu edebiyatında yemek tarifi verilmesi, sofra ve menü detaylarının ayrıntılı bir şekilde anlatılması çok alışık olduğumuz bir tarz. Esasında ben farklı mutfaklara ait yemek betimlemelerini okumayı epey severim. Fakat bu kitaptan ilgili bölümleri çıkartacak olursak eğer, geriye 70 sayfa ya kalır, ya kalmaz…

Birde Japon kültürünün kadına bakış açısı inanılmaz derecede korkunç. Kitap bunun güzellemesini yapmıyor tabii. Hatta bir eleştiri niteliğinde olmasına rağmen ben yinede tetiklendim. 166 boyunda 60 kilo bir kadının obez olduğu için linç edildiğini hayal bile edemiyorum. Türkiye’de bu ölçüler son derece makul hatta güzel kabul ediliyor. Bence Tereyağı’nın çevirisi yapılmasada olurmuş. Yeterince male gaze problemimiz varken birde Uzak Doğu’dan ihraç etmeye gerek yok diye düşünüyorum.

İte kaka bitirdim ama hiç keyif almadım. Üzgünüm…

Yorum bırakın