Kronolojik Samiha Ayverdi okuma serüvenime, yazarın ilk eserlerinden Batmayan Gün ile başlamış bulunuyorum. Samiha Ayverdi külliyatını okumayı uzun zamandır arzu ediyordum. Nihayet bu yolculuğa çıkabildiğim için çok mutluyum. Önümde uzun soluklu bir okuma serüveni var. Bildiğim kadarıyla yazarın yaklaşık 50’yi aşkın, farklı baskılar ve sonradan yayımlanan eserlerle birlikte ise 60’ın üzerinde kitabı bulunuyor.
İlk olarak Samiha Ayverdi’nin muhteşem Türkçesinden bahsetmek istiyorum. Uzun zamandır bana bu kadar keyif veren bir okuma yapmamıştım. Nitekim kendisi, Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Hamdi Tanpınar ile birlikte Türkçeyi en iyi kullanan yazarlardan biri olarak kabul ediliyor. Cümlelerin akıcılığı ve kelime seçimi gerçekten hayranlık uyandırıcı.
Eser, Aliye isimli genç bir kadının mürşidi Kerim Bey’i bulma hikayesini anlatıyor. Roman, mürşit sevgisi ve tasavvuf ekseninde ilerliyor. Bu yönüyle son derece kıymetli bir kitap. Ancak beni rahatsız eden bazı noktalar da oldu. Sonda söyleyeceğimi en başta söylemek isterim. Samiha Hanım’ın şeriat hassasiyeti hakkında konuşmak elbette benim haddim değil. Fakat keşke romanda Aliye’nin namaz kıldığına da şahit olabilseydik. Aynı şekilde Kerim Bey’in şeriatın önemine dair ifadelerini de okumayı isterdim. Bunun yanında Aliye ile Kerim Bey’in fiziksel olarak fazla yakın olduğu bazı sahneler dikkatimi çekti. Ayrıca Kerim Bey’in oğlu Feyzi için düzenlenen davette Hüsnü’nün alkol tüketmesi ve Kerim Bey’in böyle bir ortamda bulunması beni rahatsız etti. Tüm bu detaylar, Tasavvuf hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan bir okurun, bu derin muhabbeti yanlış kişilerde aramasına sebep olabilir diye düşünüyorum. Bu sebeple şeriat hususunda daha hassas davranılmasını isterdim.

Romanın başlangıcında Cevat ve Aliye’nin neredeyse herkesi eleştirmesi, karakterlerin sürekli birbirlerine iğneleyici sözler söylemesi beni açıkça rahatsız etti. Ancak okur ilk yüz sayfaya kadar sabredebilirse bunun karşılığını fazlasıyla alıyor. Aliye mürşidini bulduktan sonra insanları yargılamamayı, yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevmeyi öğreniyor ve roman bambaşka bir atmosfere bürünüyor. Özellikle Kerim Bey ile Aliye arasındaki diyaloglar insanı derinden etkiliyor.
Ne yazık ki kitabın finalini oldukça abartılı buldum. Hüsnü’nün Aliye’yi zehirlemesi, ardından kendisini ve eşini de öldürmesi bana yeterince temellendirilmemiş geldi. Evet, roman boyunca Aliye’ye karşı ilgisini ve Kerim Bey’e duyduğu kıskançlığı görüyoruz. Ancak bu duyguların cinayet ve intihara varacak ölçüde bir saplantıya dönüştüğü okura yeterince hissettirilmiyor. Bana göre bu son, roman boyunca ilmek ilmek hazırlanmalıydı. Aynı şekilde Selma’nın akıl hastanesine kapatılması da gereksiz ve melodramatik bir tercih gibi geldi.
Bütün bunlara rağmen şunu özellikle ifade etmek isterim ki Kerim Bey’in sözleri gönlüme dokundu. Aliye’nin mürşidine duyduğu muhabbeti anlattığı sayfalardan büyük bir manevi haz aldım. Hatta o satırların dönüp dönüp tekrar okunacak cinsten olduğunu düşünüyorum. Bir kitabı bitirdikten sonra geriye insanın zihninde kalan şey çoğu zaman hissettirdikleridir. Batmayan Gün de bütün eleştirilerime rağmen bana manevi aşkı derinden hissettirdi. Bu sebeple Samiha Ayverdi külliyatına devam etmek için sabırsızlanıyorum.







Yorum bırakın