Hamnet-Maggie O’Farrell

İrlandalı yazar Maggie O’Farrell’in Hamnet’ini Allah sevdiğine bağışlasın, ben o kişi değilim… Okurken o kadar sıkıldım ki maalesef içim şişti. Genel olarak çok beğenilen bir kitap olsa da, benim için oldukça zayıf kalan bir metin. Aksine, fazlasıyla abartıldığını düşündüğüm ve oldukça zor bitirdiğim bir kitap olarak kaldı.

Roman, William Shakespeare’in küçük yaşta ölen oğlu Hamnet’ten yola çıkıyor. Ancak yola çıkıyor demek belki de en doğru ifade, çünkü Hamnet hakkında bildiklerimiz son derece sınırlı. Ölüm sebebi bile kesin olarak bilinmiyor. Yüzyıllardır bu konuda sayısız spekülasyon yapılmış olsa da, Shakespeare’in ünlü trajedisi Hamlet’in oğlunun ölümünden ilham aldığı iddiası dahi kanıtlanabilmiş değil. Bu nedenle Hamnet’i tam anlamıyla bir tarihsel roman olarak değerlendirmek bana zor geliyor. O’Farrell, tarihin bıraktığı küçücük bir boşluğu alıyor ve onu tamamen hayal gücüyle doldurarak büyük bir roman inşa ediyor.

Romanın merkezinde Shakespeare değil, eşi Agnes Hathaway var. Tarih kayıtlarında çoğunlukla Anne Hathaway olarak bilsek de bazı kaynaklarda Agnes adıyla da anılıyor. O’Farrell, Agnes’i doğayla iç içe yaşayan, insanları iyileştiren bir şifacı olarak kurgulamış. Fakat açıkçası bu tercih bana oldukça klişe geldi. Orta Çağ Avrupa’sında geçen romanlarda kadın karakterlerin bilge şifacı olarak yazılması artık o kadar sık kullanılan bir kalıp ki, karakteri özgünleştirmek yerine onu tanıdık bir arketipe dönüştürüyor.

Kitabın en çok övülen özelliklerinden biri de Shakespeare’in adının roman boyunca bir kez bile anılmaması. Teknik açıdan bakıldığında bu gerçekten ilginç bir tercih. Romanın en önemli karakterlerinden biri olmasına rağmen ne adı söyleniyor ne de ona doğrudan bir kimlik veriliyor. Birçok okur bunu yaratıcı ve cesur bulmuş olabilir, ancak ben tam tersini hissettim. Sürekli Shakespeare’i düşündüğümüz bir hikâyede onun adını özellikle kullanmamak bana zekice bir tercih olmaktan çok dikkat dağıtıcı bir numara gibi geldi. Sonuçta bunun bir roman olduğunu zaten biliyorum, tarihsel gerçekliğe bütünüyle sadık olmasını beklemiyorum. Bu yüzden karaktere zaman zaman William denmesi, adını hiç anmamaktan daha doğal olurdu diye düşünüyorum. Ne yapmak istediğini anladım ama okurken sık sık gözlerimi devirdiğimi itiraf etmeliyim.

Asıl problemim ise romanın genel tonuyla ilgiliydi. Kitap boyunca duyguların sürekli yükseltildiğini, trajedinin ve acının fazlasıyla öne çıkarıldığını hissettim. Bana göre yer yer duygu sömürüsüne yaklaşan bir anlatım vardı. Hamnet’in hikâyesi zaten başlı başına dokunaklı bir konu, ancak roman bunu sürekli daha da dramatik hale getirmeye çalışıyor gibi geldi.

Sonuç olarak Hamnet benim için hayal kırıklığı oldu. Kitabı bitirmekte zorlandım, hatta zaman zaman içim bayıldı diyebilirim. Anlatım tarzı, atmosferi ve duygusal yoğunluğu bana hiç hitap etmedi. Elbette birçok okurun neden bu kadar sevdiğini anlayabiliyorum, ancak ben bu övgülerin biraz abartılı olduğunu düşünüyorum. Teknik açıdan takdir ettiğim bazı yönleri olsa da, genel olarak bende bıraktığı his sıkılmış ve yorulmuş olmak oldu.

Yorum bırakın

Hoş geldiniz!

Ben Tuğçe Palta. Bu sitede hedefim evimdeki fiziksel kütüphanemde bulunan tüm kitapların inceleme yazısını hazırlayabilmek. Kütüphanemi hızla buraya aktardığımı söyleyebilirim. Aslında kendi okurluk tarihimin dökümü olsun diye başladım bu işe, ama sonra herkesin erişebileceği hale getirmenin faydalı olacağına karar verdim. Geldiğiniz ve hevesimi, heyecanımı paylaştığınız için teşekkürler!

Bağlantıda kalalım