Daha önce birçok kitap hakkında inceleme yazısı hazırladım. Bunların bazıları gerçekten kalındı ve okumaları haftalarımı aldı. Fakat beni yazarken en çok zorlayan eser, Sokrates’in Savunması oldu. Hakkında sayısız akademik makale yazılmış, felsefe tarihinin en çok tartışılan metinlerinden biri olan bu eserle ilgili daha önce söylenmemiş bir şey bulmak neredeyse imkânsız. Binlerce yıldır üzerine konuşulan bu diyaloglar hakkında, tekrar edilmemiş ne söylenebilir ki?
Eserin tarihsel önemi tartışmaya açık değil. Fakat okurken beni en çok etkileyen şey Platon’un dramatik gerilim ile felsefi sorgulamayı bir araya getirme becerisi. Gerçekten eşsiz. Defalarca öyle cüretkâr fikirler ve metafizik iddialar ortaya koyuyor ki, insan ilk anda bunları tamamen reddetmeye meyilli oluyor. Fakat metnin sonuna gelindiğinde beklediğinden çok daha az itirazla, argümanların onu etkisi altına aldığını fark ediyor. En azından bende bu şekilde çalıştığını söyleyebilirim.
Akıl yürütmeler her zaman kusursuz biçimde birbirine bağlanmasa bile, kendinizi daha önce üzerinde pek düşünmediğiniz meseleler hakkında derin bir tefekkürün içinde bulacağınız kesin. İşte Platon’un dehası ve Sokratesçi ruh tam da burada ortaya çıkıyor. Bu eseri bitirdikten sonra, ister kasıtlı ister kasıtsız olsun, insan deneyiminin bazı yönlerini entelektüel olarak sorgulamadan yolunuza devam etmeniz neredeyse imkânsız.

Fakat bir şeyi de itiraf etmeliyim. Sokrates tamamen iyi niyetli olsa da zaman zaman son derece sinir bozucu biri gibi görünüyor. Açıkçası onun arkadaşım olmasını istemezdim. Yorucu bir insan olduğunu düşünüyorum. Düşünsenize, en ufak bir fikir ayrılığında sizi ikna etmek için dünyanın yaratılışından başlayarak bütün argümanlarını sıralayacak ve sonunda sizi tüketmeyi başaracak. Buna karşılık, başkalarıyla yaptığı tartışmaları izlemek muhtemelen son derece eğlenceli olurdu.
Sokrates’in kaçıp sürgünde yaşayabilecekken bir ay boyunca hapiste kalmayı ve sonunda baldıran otu zehrini içmeyi tercih etmesi de oldukça ilginç. Evet, hikâyenin sonunda kahraman ölüyor. Bu bir spoiler sayılmaz, sonuçta kitap yaklaşık 2400 yıl önce yazıldı. Ancak dikkat çekici olan, Sokrates’in kaderine boyun eğmiş gibi görünmemesi. Ölümünü beklerken bile çevresindekilere öğretmeye, sorgulatmaya ve düşünmeye sevk etmeye devam ediyor.

Eğer bir gün evrensel bir “mutlaka okunması gereken kitaplar” listesi hazırlayacak olsaydım, Sokrates’in Savunması kesinlikle o listenin içinde yer alırdı. Çünkü bu eser düşünmenin, soru sormanın ve fikir ayrılıkları karşısında nasıl konuşulması gerektiğinin güçlü bir örneği. Sokrates, kendisine yöneltilen ağır suçlamalar karşısında öfkeye, hamasete ya da duygusal manipülasyona başvurmaz. Bunun yerine sakin, tutarlı ve akıl yürütmeye dayalı bir retorik kurar. Haklı görünmekten çok gerçeğin peşine düşmeyi önemsemesi, karşıt görüşlere rağmen düşüncelerini açıkça savunabilmesi ve bunu yaparken muhataplarını düşmanlaştırmaması, eseri bugün hâlâ güncel kılan temel nedenlerden birisi. Dünyanın, özellikle de fikir ayrılıklarının hızla kutuplaşmaya dönüştüğü bir çağda, itiraz edenlere kırılmadan yapılan olgun tartışmalara her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.







Yorum bırakın