William Shakespeare gelsin de dram nedir görsün. Öldüm, bittim, alaşağı oldum, perişan oldum… Suat Derviş’in Fosforlu Cevriye’si beni yendi.
Toplumun dışına itilmiş bir kadının yaşamını ve beklenmedik bir aşk sayesinde geçirdiği dönüşümü anlatan bu roman, 1948’de tefrika edilmiş. Fakat aradan geçen onca yıla rağmen şaşırtıcı biçimde çağının ötesinde. Daha önce Suat Derviş okumamış olduğum için de ayrıca bir miktar utanç içerisinde bıraktı beni.
Suç ve Ceza‘nın Sonya’sını hatırlarsınız. Kendisi bir hayat kadını olmasına rağmen romanın ahlaki merkezini oluşturur. Cevriye de Sonya’ya çok benzer bir yerde duruyor. Tıpkı Sonya gibi hayatını bir hayat kadını olarak kazansa da Allah’a ve insanlığa karşı güçlü bir inanç ve sevgiye sahip. Galata sokaklarında bir sokak çocuğu olarak büyüyen Cevriye, utanmayı bilmiyor; çünkü ona bunu öğretecek kimse olmamış. Dolayısıyla yaptığı işin ahlaksızca olduğuna dair bir inancı da yok. Fakat bunu rağmen onun ahlaksız bir kadın olduğunu asla söyleyemeyiz. Çünkü o doğru bir yaşayışın nasıl olduğuna dair örnek ve onu inşa etmek için uygun fırsatlara hiçbir zaman sahip olmamış.
Fosforlu Cevriye’nin bir gün, idam cezasına çarptırılmış kaçak bir devrimciyle yolları kesişiyor ve kısa süre içerisinde ona aşık oluyor. Hayatında ilk kez bir erkeğin ona yalnızca bir beden olarak değil, saygı duyulması gereken bir insan olarak yaklaşması Cevriye’yi derinden etkiliyor.
Bu noktada ister istemez Tolstoy’un Diriliş romanındaki Katyuşa Maslova’yı hatırladım. Tıpkı Cevriye gibi hayat kadını olan Maslova cinayet ile yargılanıp suçsuz yere hapse atılıyor. Katyuşa Maslova, Prens Nehlüdov’un etkisiyle adi suçlular ile değil siyasi suçluların bulunduğu kafileyle kürek cezasına götürülüyor. Kafilede iyi eğitimli ve aydın düşüncelere sahip insanlar var. Maslova burada tıpkı Cevriye gibi, hayatında belki de ilk kez, toplumun aşağı gördüğü bir kadın olarak değil, düşünceleri ve duyguları olan bir insan olarak değer görüyor. İçinde bulunduğu bu yeni çevre, onun kendisine karşı olan bakışını ve fikirlerini değiştirmeye başlıyor.
Cevriye, Sonya ve Maslova’nın benzer hikayeleri insanın aklına şu soruyu getiriyor: Bir insanın ahlaksızlığının nedeni kendisi değil toplum olabilir mi? Cevabı Cevriye şu alıntı versin;
“Siz temiz insanlarsınız… Sizin namuslu, iffetli dediğiniz hayatlarınız var. Ama bizim namussuzluğumuzun, iffetsizliğimizin harcını siz kardınız!”
Fosforlu Cevriye müthiş bir eser şüphesiz. Fakat yine de kolay bir okuma değil. Açıkçası beni psikolojik açıdan çok yordu…
Şu alıntı ile bitsin;
“İnsanların hepsi eşit doğarlar,” diye düşünüyordu. “Herhalde ben de doğduğum zaman, benim de bir namusum vardı. Benim namusumu kim mahvetti?”







Yorum bırakın