Ay, hiç beklemiyordum ama bu kitap beni duygulandırdı. 😦
Vigdis Hjorth’un Postane Günlükleri, hayatın anlamına dair sorgulamaları karamsar bir başlangıçtan umut dolu bir sona taşıyan, yaşama ve dünyaya katabileceklerimize yeniden bakma cesareti veren değerli bir metin.
Hikaye, dışarıdan bakıldığında düzenli ve başarılı bir hayat süren 35 yaşındaki iletişim danışmanı Ellinor’u takip ediyor. Elinor bir halkla ilişkiler şirketinde çalışıyor, ilişkisi var ve ailesiyle düzenli olarak görüşüyor. Kısacası hayatında her şey olması gerektiği gibi. Fakat bu düzenin altında giderek büyüyen bir boşluk, kayıtsızlık ve anlamsızlık hissi taşıyor.
Tüm bu duyguların ortasında yıllar önce tuttuğu günlüğünü buluyor. Okumaya başladığında geçmişteki kendisiyle bugünkü kendisi arasında şaşırtıcı bir benzerlik fark ediyor. Yıllar evvel hayatını meşgul eden şeyler; etkilemek istediği erkekler, alışveriş ve indirimlerden ibaret. Fakat sorun şu ki Elinor’un hayatı hala aynı. Koşulları değişiyor, yaşı ilerliyor, işi ve ilişkileri farklılaşıyor. Ancak o hala aynı yüzeysel döngülerin içinde sıkışıp kalmış durumda. Ellinor’un hayatında hareket var, fakat gerçek bir yön yok.
Şirket ortaklarından Dag’ın intihar etmesi ile, onun geçmişte üstlendiği iş olan posta çalışanları sendikasının AB kaynaklı posta reformuna karşı yürüttüğü kampanya ile ilgilenmeye başlıyor. Tabi başlangıçta konuya sadece profesyonel bir iletişim kampanyası olarak bakıyor. Fakat çalışanlarının hikayelerini dinledikçe ve işlerini kaybetme ihtimallerinin aileleri üzerindeki olası etkilerini düşündükçe, yaptığı işin gerçek hayattan ne kadar uzak olduğunu fark ediyor. İnsanların ne düşündüğünü değiştirmeye çalışan bir iletişim uzmanı, ilk kez gerçekten insanların hayatlarını etkileyen bir meseleyle karşı karşıya kalıyor.
Posta reformu meselesinin ne kadarının kurgu, ne kadarının gerçek olduğunu merak ettim ve biraz araştırdım. Norveç’te mektup hacminin azalması ve maliyetlerin artması nedeniyle posta hizmetlerinin nasıl sürdürüleceği gerçekten de uzun süredir tartışılan bir konuymuş. Bu gerçek arka planın romanın içine yerleştirilmesi fikrini hakikaten pek beğendim.
Vigdis Hjorth’la tanıştığım için gerçekten mutluyum. Yazarın yalın ve sakin anlatımı, en sıradan kelimelerle insanın içine dokunabilmesi oldukça etkileyici.
Kitabın temel temasını oluşturan, insanın hayattan ne istediğine değil, hayata ne verebileceğine odaklanmaya başladığında kendisi için yeni bir yön bulabileceği fikri, günümüz insanı için adeta ekmek ve su kadar gerekli.
“Her şey yolunda ama ben neden böyle hissediyorum?” diye soran herkese Postane Günlükleri’ni gönülden tavsiye ederim.







Bir Cevap Yazın