Halit Ziya’nın büyük romanı Mai ve Siyah’ı yıllardır okumak istiyordum fakat o ‘büyük roman’ ağırlığından ötürü bir türlü cesaretimi toplayamamıştım. Nihayet okudum. Ve üf. Üf. Metnin genişleyen, ayrıntılanan, duyguyu ve dünyayı katman katman kuran anlatımı bana çok, çok iyi geldi.
Kitap sona ermiş kallavi bir ziyafetin ardından açılıyor. Yedi kişilik bir yazı heyetinin katıldığı bu ziyafetin bitmiş olması önemli. Çünkü burada, imparatorluk döneminin sonuna gelindiğine ve felaketlerin başlayacağına dair bir gönderme var. Ali Şekip büyük bir dikkat ve özenle elma soyuyor. Elmanın kabuğunu tek parça halinde soyarak, bir köşede başka bir şairi çekiştiren Raci ile Sait’in üzerine atıyor ve ‘Raci, seni çatlattım,’ diyor. Buradaki nükte şu: Derler ki bir meyvenin kabuğu tastamam, tek parça halinde soyulursa şeytan çatlarmış. Halit Ziya, daha üçüncü sayfada Raci’nin nasıl bir şeytan olduğunu okuruna veriyor. Nitekim Raci, ilerleyen sayfalarda Ahmet Cemil’in felaketine dönüşüyor.
Kısaca özetlemek gerekirse, Mai ve Siyah, hayalleri ve edebiyatçı olma tutkusu büyük olan Ahmet Cemil’in, hayatın gerçekleriyle ve kendi idealleriyle çatışmasını anlatıyor. Roman, tabii kişisel bir hikaye olmanın çok ötesinde bir yerde duruyor. Bir genç aydının hayallerinin çöküşü üzerinden bize, dönemin Osmanlı aydınlarının umutlarını ve umutsuzluklarını anlatıyor.
Romanın sonunda Ahmet Cemil’in bütün hayalleri birer birer yıkılıyor. Kız kardeşi İkbal’i kaybediyor, sevdiği Lamia’nın başka biriyle evleneceğini öğreniyor ve edebiyat dünyasındaki büyük beklentileri de boşa çıkıyor. Öyle ki binbir emek ile yazdığı eserini kendi elleri ile yakıp, annesiyle birlikte İstanbul’dan ayrılarak Yemen’e bir memuriyet görevi için yola çıkıyor.
Mai ve Siyah’ı okuyan herkes acaba Halit Ziya eserin devamını yazsaydı Ahmet Cemil’in hayatında neler olurdu diye düşünecektir. Açıkçası ben Ahmet Cemil’in hiçbir zaman yeniden yazabileceğini sanmıyorum. Hatta bence eline kitap bile alamaz. Vakti zamanında Ahmet Hamdi Tanpınar’da bu işe kafa yormuş ve 1933 yılında Anayurt gazetesinde Ahmet Cemil’le Mülakat isimli hayali bir söyleşi yayımlamış. Meraklıları bu söyleşiyi internetten bulabilir.
Halbuki Ahmet Cemil İstanbul’da kalmak konusunda ısrar etmek yerine Anadolu’ya memuriyet için gidip, memleket hikayeleri yazan aydınlarımızdan olabilirdi. Reşat Nuri Güntekin, Refik Halit Karay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar gibi aydınlarımız bu işi pek güzel becermiş. Ahmet Cemil’de onlar gibi edebiyat tarihimize adını altın harflerle yazabilirdi. Fakat tabii Servet-Fünun yazarlarının Avrupa merakı ve alelade biri olma korkusu Ahmet Cemil’de de vardı….
Şu alıntı ile bitsin;
Aman yarabbi! Sevmek bu muydu?… İnsanı sanki bir mengene içinde sıkıp sıkıp da birisinin ayakları altına ezik, bitik, can çekişerek atmak isteyen bu öldürücü şey, sevmek bu muydu?…







Bir Cevap Yazın