Zamanının çerezi, bir çoksatanı olsa da, bir derdi var bu kitabın. Şöyle ki, Güntekin bu eserinde arkasında ailesi olmayan, güçsüz ve yalnız bir genç kadının toplum tarafından nasıl kuşatıldığını, kendi iradesi ve arzularıyla var olmaya çalışırken nasıl da kolayca savrulabildiğini anlatıyor.
Üstelik kitap, bunu anlatırken dönemin ahlak anlayışını da bütün çıplaklığıyla önümüze koyuyor. Bir kadının yaptığı seçimlerin bedeli ağır, erkeğin aynı seçimleri ise çoğu zaman hayatının doğal bir parçası gibi karşılanıyor. Lamia’nın kırılganlığı biraz da buradan geliyor. Onu koruyacak bir aile, ekonomik bir bağımsızlık ya da toplumun koşulsuz desteği yok. Elinde kalan şey, sevgiye ve insana duyduğu güven. O güvenin nasıl kullanıldığını gördükçe de romanın romantik görünen yüzünün altında epey sert bir toplumsal eleştiri beliriyor.
Bugünden bakınca bazı yerleri fazlasıyla melodramatik, hatta yer yer sabır sınırlarını zorlayan bir anlatı. Fakat işlediği temalar zamansız ve evrensel dolayısıyla metin her dönem güncel kalmaya devam edecek ve zaman aşımına uğramayacak. Meraklısına diyeyim ve şu pasajla bitireyim:
“Bilirsiniz ki birbirlerini çok seven insanlara evlerinin yalnızlığından güzel şey olamaz…”







Yorum bırakın