“Çocukluğumdan anımsadıklarım: tuvaletten gelen garip hıçkırıklar, sümkürürken çıkan ses ve kızarmış gözleri annemin. Vardı annem; yaşıyordu; hiç yaşamıyordu.”
Bu kitap kalbimi aynı yerinden birden fazla kez bıçakladı. 😦
Yazarın, elli bir yaşında intihar eden annesinin ölümünün ardından kaleme aldığı bu novella; önce babalarının, ardından kocalarının gölgesinde yaşayan, mutluluğu sürekli ertelemek zorunda kalan, yaşamaktan çok hayatta kalmaya çalışan kadınların hikayelerini anlatıyor. Kendi isteklerini, hayallerini ve öfkelerini bastırarak ömür tüketen kadınların hayatlarına tutulmuş bir kayıt adeta. Coğrafyalar değişse de kadınların kaderlerinin ne kadar birbirine benzeyebildiğini hatırlatan, sarsıcı bir metin.
Handke’nin annesi, İkinci Dünya Savaşı yıllarında doğmuş Avusturyalı bir kadın. Eser boyunca onun çocukluğunu, yoksulluğunu, savaşın gölgesinde geçen gençliğini, evliliğini, anneliğini ve giderek daralan hayatını izliyoruz. Hikaye Avusturya’da geçse de anlatılanlar şaşırtıcı ölçüde tanıdık. Çünkü dünyanın farklı coğrafyalarında kadınlar hala benzer deneyimlerle karşı karşıya kalabiliyor: şiddet, yoksulluk, sevgisizlik, vefasızlık ve sürekli yetinmek zorunda bırakılmak…
Kendi hayatından vazgeçerek başkalarının hayatını sürdürmek zorunda kalan kadınların sessizliğini anlatıyor bu kitap. Belki de en acı tarafı, okurken anlatılanların yalnızca Handke’nin annesine ait bir hikaye olmadığını hissetmek.
Beni en çok sarsan şey ise yazarın annesine karşı duyduğu sevgi ve merhameti neredeyse hiç hissedememek oldu. Elbette bu benim okuma deneyimim; metni farklı okuyanlar olabilir. Fakat satır aralarında gecikmiş bir fark edişten, suçluluktan ya da pişmanlıktan bile iz bulamadım. Hatta zaman zaman, annesinin ölümünün yazarın omuzlarındaki vicdan yükünü hafiflettiğini düşündüren bir duyguya kapıldım.
“(Hayatındaki) iyi yanlar, genelde eksik kalan kötü yanlardı: gürültü yok, sorumluluk yok, yabancılar için iş yok, evden ve çocuklardan her gün ayrılma derdi yok. Gerçek kötü yanlar, eksik olan kötü yanlar sayesinde kapatılıyordu yani.”
Bu satırlar, mutluluğun değil, yalnızca acının azalmasının iyi sayıldığı bir hayatı anlatıyor. Belki de kitabın en büyük başarısı da burada yatıyor. Ezcümle, pek çok kişiye olağan görünen hayatların aslında ne kadar büyük bir yoksunluk ve görünmez acı barındırdığını gösteriyor.







Bir Cevap Yazın