Atları da Vururlar, zaten yaşadığımız hayatın yarış atlarınınkinden ne farkı var?
Horace McCoy’un Atları da Vururlar romanı, Büyük Buhran’ın etkisi altındaki 1930’lar Amerika’sında, umutsuzluk ve çaresizlik içindeki insanların hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Oyuncu olma hayali kuran Gloria ve yönetmen olmayı düşleyen Robert, bir dans maratonuna katılarak hem para kazanmayı hem de içinde bulundukları çıkmazdan kurtulmayı umuyor. Yarışmacıların iki saatte bir yalnızca on dakika dinlenebildiği bu acımasız yarış, günlerce sürüyor ve insan bedeninin ve ruhunun sınırlarını zorluyor. Robert ve Gloria da giderek ağırlaşan koşullara rağmen yarışmayı sürdürerek son yirmi çift arasına kalmayı başarıyor. Sonunda Robert’ın Gloria’yı öldüreceğini daha ilk sayfalardan öğreniyoruz. Bu nedenle romanın gerilimi, sonunda ne olacak sorusundan çok, iki insanın bu noktaya nasıl sürüklendiği ve onları buna iten koşulların neler olduğu üzerinden kuruluyor.
Ödül 1000 dolar. Ancak yarışmacıların çoğu için asıl amaç para değil, bir sonraki öğünde yemek yiyebilmek. Bu acımasız gösteriye kimi hayatta kalmak için, kimi bir yapımcı ya da yönetmen tarafından keşfedilme umuduyla, kimi de zengin bir eş bulma hayaliyle katılıyor. Açıkçası bu kitaptan önce dans marotonları hakkında hiçbir fikrim yoktu ve beni gerçekten çok şaşırttı. Şimdi bize çok normal gelen bazı etkinlikler de eminim gelecekte ki okurlar tarafından dehşet içerisinde okunacak, örneğin güzellik yarışmaları…
Söylemeden geçmek istemedim. Kitapta okyanus dalgalarının dans salonunun zeminine çarpması ve gün batımı tasvirleri oldukça etkileyici. McCoy’un, hayattaki sıradan ve basit şeylerin güzelliğini görünür kılan anlatımına hayran kalmamak elde değil. Ancak yer yer hikayenin biraz aceleye geldiğini hissettim. Özellikle Robert Syverton ve Gloria Beatty’nin hikayesini daha uzun okumayı, karakterlerin geçmişlerini ve birbirleriyle olan ilişkilerini daha yakından tanımayı çok isterdim. Romanın kısa ve yoğun anlatımı çok başarılı kurgulanmış olsa da, bazı karakterlerin ve olayların biraz daha derinleştirilmesi bıraktığı etkiyi daha da güçlendirebilirdi.
Atları da Vurular’ın bir de film uyarlaması bulunuyor. Henüz izleme fırsatı bulamadım ama merak etmiyor da değilim. Ayrıca yazarın telif haklarının 2025 yılında sona ermesiyle birlikte kitap farklı yayınevleri tarafından yeniden yayımlanmaya ve birden fazla çeviriyle okura sunulmaya başladı. Ben Tersine Yayınları’nın baskısından okudum. Öncelikle kapak tasarımını çok başarılı bulduğumu söylemeliyim. Metnin atmosferini oldukça iyi yansıtıyor. Bununla birlikte, baskıda karşıma çıkan yazım hatalarının sayısı beni hayal kırıklığına uğrattı.
Ezcümle, Atları da Vururlar küçücük hacmine rağmen kurşun gibi sert ve etkileyici. Horace McCoy ile bu roman sayesinde tanıştığım için çok mutluyum. Umarım diğer eserlerini de okuma fırsatım olur. Özellikle Kefenin Cebi Yok en çok merak ettiklerim arasında.







Yorum bırakın