Anna Karenina, yayımlanmasının üzerinden yaklaşık 150 yıl geçmiş olmasına rağmen hala popülerliğini koruyor. Kitaba gönderme yapan sayısız dizi ve filme rastlamak mümkün. Üstelik eserin çok sayıda sinema uyarlaması da bulunuyor. Ancak bu ilgi, Anna Karenina’nın edebi ve düşünsel derinliğinin bütünüyle kavrandığı anlamına gelmiyor. Nitekim eserin hala yalnızca yasak aşk ekseninde değerlendirilmesi, Tolstoy’un eserine ve kendisine yapılmış büyük bir haksızlık.
Bunun neden böyle olduğunu anlamak için önce romanın yapısına bakmak gerekiyor. Anna Karenina’yı yalnızca Anna’nın yaşadığı yasak aşk üzerinden okumak, romanın önemli bir bölümünü gözden kaçırmak anlamına geliyor. Bunun en önemli göstergelerinden biri, Tolstoy’un Konstantin Levin’e verdiği merkezi rol. Kitabın adını Anna’dan almasına rağmen roman, yalnızca onun hikayesinden ibaret değil. Hatta Tolstoy, Levin’e Anna’dan belki de daha fazla yer ayırıyor. Levin’in karakter gelişimi sayfa sayfa, ilmek ilmek işlenirken, roman ilerledikçe onun düşünsel ve içsel yolculuğu giderek daha merkezi bir hale geliyor. Öyle ki romanın son sayfaları bile Anna’dan ziyade Levin’in içsel dönüşümüne ayrılıyor. Tolstoy, romanın temel sorularına ve arayışlarına verdiği asıl cevabı da büyük ölçüde Levin üzerinden ortaya koyuyor.
Yine de Anna üzerine biraz daha konuşmakta fayda var. Tolstoy, Anna’nın zina eylemini ne övüyor, ne de onu haklı çıkarmaya çalışıyor. Aksine, Anna’nın sonunu böylesine korkunç bir şekilde resmetmesi ve inançsız bir kadın olmasına rağmen ölüm anında Tanrı’ya yalvardığını göstermesi, onun hayatının giderek nasıl boşa çıktığını, tükendiğini ve pişmanlıklarla kuşatıldığını anlatıor. Buna rağmen Tolstoy’un Anna’nın dürüstlüğüne ve kendi hakikatinin peşinden gitme cesaretine saygı duyduğunu düşünüyorum.
Buradan romanın asıl meselesine geçebiliriz. Anna’nın yaşadığı trajedi, Tolstoy’un peşine düştüğü daha büyük bir sorunun yalnızca bir parçası. Hayata anlam veren nedir? İnsana değer ve amaç kazandıran şey nedir? Tolstoy bu sorulara, önce dönemin hakim anlayışını ortaya koyarak yaklaşıyor. Toplumun evliliği ve aile kurmayı insan hayatının temel amaçlarından biri, hatta çoğu zaman nihai amacı olarak gördüğünü anlatıyor. Ancak roman, bunun tek başına yeterli olmadığını farklı karakterlerin yaşadığı deneyimler üzerinden gösteriyor. Çünkü insanın hayatına anlam kazandıran şey yalnızca evlilik, aile ya da kadın-erkek ilişkisi değil. Hayatın anlamını yalnızca bu ilişkilerde arayanların, er ya da geç derin bir tatminsizlikle karşılaşacağını, hatta bu arayışın yıkıma bile dönüşebileceğini Tolstoy, sabırlı ama sarsıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Anna’nın trajedisi bu açıdan yalnızca bir aşk hikayesinin sonu değil, yanlış yerde aranan bir anlamın da sonucu.
Tolstoy, bütün bu sorulara kendi cevabını Levin’in içsel yolculuğu aracılığıyla veriyor. Romanın son sayfalarında Levin, hayatın anlamının kusursuz bir hayat sürmekte değil, iyi yaşamak ve Tanrı’nın iradesine uygun bir vicdanla hareket etmekte olduğunu kavrıyor. Ancak bu farkındalık onu dünyadan kopmuş, dogmatik bir dindara dönüştürmüyor. Tam tersine, hayattaki her sorunun cevabını bilmek zorunda olmadığını, buna rağmen iyi olmayı seçebileceğini anlıyor. Çocuklarını sevmek, eşine sadık kalmak, dürüstçe çalışmak, insanlara iyilik etmek ve gündelik hayatını Tanrı’nın huzurunda yaşamaya çalışmak, onun için hayatın anlamını oluşturan temel değerlere dönüşüyor. Üstelik Levin, kusursuz biri olamayacağını da kabul ediyor; öfkelenecek, hata yapacak ve zaman zaman kendi değerlerinden uzaklaşacak… Fakat artık bunların hayatın anlamını ortadan kaldırmadığını biliyor. Önemli olanın, her gün yeniden iyiyi seçmeye çalışmak olduğunu anlıyor.
Tolstoy’un anlattığı dünya 19. yüzyıl Rusya’sına ait olabilir. Ancak insanın sevme, hata yapma, anlam arama ve nasıl yaşaması gerektiğini sorgulama biçimi bugün de varlığını koruyor ve hatta yarında koruyacak. Dünya değişiyor, toplumlar dönüşüyor, insanların yaşam biçimleri farklılaşıyor. Fakat insanlığın temel soruları değişmiyor. Anna Karenina’yı bugün hala canlı tutan da tam olarak bu…







Bir Cevap Yazın