Sık sık kendime artık yeni kitaplar okuyacağım diye söz vermeme rağmen elim yine dönüp dolaşıp klasiklere gidiyor. Bunun en büyük kanıtı da Tolstoy külliyatında şimdiden dördüncü kitaba ulaşmış olmam. Hiç de fena bir tempo sayılmaz. Bu kadar Tolstoy okuyacağımı önceden bilseydim eserlerin yazılış sırasına göre ilerlemeyi tercih ederdim. Ama plansız programsız hareket etme huyum yüzünden şimdi kendimi yazarın kaleme aldığı son roman olan Diriliş hakkında yazarken buluyorum.
Sosyal adaletsizliğin hüküm sürdüğü bir dünyada, 19. yüzyıl Rusya’sında, tüm Rus aristokratları gibi servetini miras yoluyla elde etmiş ayrıcalıklı genç bir adam olan Prens Dmitri Nehlüdov, genç ve saf bir hizmetçi olan Katyuşa Maslova’yı baştan çıkarır ve hamile olan Katyuşa’yı kaderiyle baş başa bırakır. Yıllar sonra Nehlüdov, jüri üyesi olduğu davada sanığın Katyuşa Maslova olduğunu görür. Maslova fuhuşa sürüklenmiş ve işlemediği bir suçla suçlanmıştır.
Katyuşa Maslova, mahkemedeki bir dizi hata ve dikkatsizlik sonucunda suçlu bulunur ve kürek cezasına mahkum edilir. Nehlüdov, bu adli hatanın düzeltilmesi için büyük bir mücadele verir. Bu mücadelesi başlangıçta ün kazanmak ve vicdanını rahatlatmak için olsa da ilerleyen bölümlerde gerçek bir samimiyet kazanır. Tolstoy, bu bölümlerde ağır işleyen Rus adalet sistemini, devlet bürokrasisini ve ekonomik düzeni açıkça eleştirir. Zenginlerin kendi çıkarları uğruna halkı sömürürken halkın büyük bölümünün açlık ve yoksulluk içinde yaşamasını anlatarak toplumsal eşitsizlikleri gözler önüne serer.
Tolstoy, Nehlüdov aracılığıyla yalnızca ekonomik düzendeki aksaklıkları değil, insanların düşünce ve ahlak anlayışlarındaki sorunları da ele alır. Rus aristokratlarının yaşam tarzını ve toplumdaki rollerine atfettikleri yapay önemi, Anna Karenina’da olduğundan bile daha sert bir dille eleştirir. Görüşlerini kimi zaman karakterlerin davranışları ve betimlemeleri, kimi zaman da Nehlüdov’un iç dünyası ve düşünceleri aracılığıyla ustalıkla okura aktarır.
Bu kitapta ayrıca Savaş ve Barış’ı hatırlatan bazı unsurlar da bulunuyor. Tolstoy, farklı insanların düşüncelerini göstererek büyük olayların, çoğu zaman insanların inandığı gibi büyük ve bilinçli amaçların sonucu olmadığını; birçok küçük ve birbirinden bağımsız koşulun birleşmesiyle ortaya çıktığını anlatmaya çalışıyor. Örneğin, mahkeme sahnesinde hakimlerden biri karısıyla yaşadığı tartışmayı, diğeri metresini düşünür; jüri üyelerinin çoğu ise davayla ilgisi olmayan konulara odaklanır. Avukat da gerçeği ortaya çıkarmaktan çok, hukuki yeteneğini ve ne kadar etkileyici konuşabildiğini göstermeye çalışır. Tüm bu ilgisizlik ve dikkatsizlik, Katyuşa’nın haksız yere mahkum edilmesine neden olur; çünkü hiç kimse gerçekten adaletin sağlanmasıyla ilgilenmiyordur.
Şu alıntı ile bitsin:
Kendine inanmaktan vazgeçmiş, başkalarına inanmaya başlamıştı, çünkü kendine inanarak yaşamak çok zordu: Kendine inandığında sorunlarını kolay sevinçler arayan hayvansal “ben”in yararına değil, neredeyse her zaman bu hayvansal “ben”e karşı koyarak çözümlemesi gerekiyordu; oysa başkalarına inandığında orada çözümlenecek bir sorun olmuyordu… Ayrıca kendine inandığı sürece hep insanlar tarafından ayıplanmışken, başkalarına inandığında çevresindeki insanların övgüsünü kazanıyordu.







Bir Cevap Yazın