Hazır kitap inceleme yazılarıma klasiklerden devam ederken, Tasavvuf klasiklerine neden yer vermiyorum diye düşündüm ve Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Hazretlerinin Hâlidiyye Risâlesi adlı eseriyle karşınızdayım. Tabii, bu bir kitap incelemesi değil asla; keza haddim de değil. İlgilenenler için kısaca eserden bahsediyor olacağım. Haydi başlayalım.
İlk olarak eserin yazarı olan Mübarekten kısaca bahsetmek isterim. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri, Osmanlı döneminin önemli Nakşibendî şeyhlerinden ve İslâm âlimlerinden. Mübarek Nakşibendîliğin Hâlidî kolunun kurucusu ve yayılmasında önemli bir yere sahip. Kaleme aldığı Hâlidiyye Risâlesi ise tarikatın edep esaslarını ve müridin dikkat etmesi gereken hususları ele alan bir eser. Öyle ki, Seyri Sülük yoluna giren herkesin ilk okuması gereken eserlerden kabul edilir.
Edebi, kendine yaklaşmanın ve kendine dost edinmenin anahtarı kılan; nazar ve inayet ehli kâmil mürşidlerden feyiz elde etmeye sebep kılan, edebe riayet etmeyen kimseyi ise en yüksek dereceden en aşağı dereceye düşüren Allah Teâlâ’ya hamdolsun.
Mübarek zaten edebin önemini ilk paragraftan okura veriyor. Kendisi, bir müridin peygamberlerden ve kâmil mürşidlerden mânevî feyiz alabilmesi için üç temel özelliğe sahip olması gerektiğini söylüyor. Nedir bu üç temel özellik? Şüphesiz: ihlâs, edep ve muhabbet.
Konumuz olan edep kavramını kısaca özetlemek gerekirse; edep, mürşide, ilme, dinî değerlere ve mânevî yola karşı saygılı davranmak şeklinde tanımlanabilir. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri, feyzin peygamberlerin ve kâmil mürşidlerin kalplerinden alındığını, edebe riayet etmeyen kişilerin ise bu feyizden mahrum kalacağını ifade etmektedir. İşte bu sebeple edep, tarikat yolculuğunda hayati bir öneme sahiptir.
Edebe riayet edilmemesinin, seyrüsülûk sürecinde yalnızca mânevî açıdan değil, maddî açıdan da olumsuz sonuçlar doğurabileceği ifade edilir. Bu duruma örnek olarak Nakşibendi Hazretleri ile Seyfüddîn Bâlâhâne arasında geçen kıssa da sıkça anlatılmaktadır.
Rivayete göre Seyfüddîn Bâlâhâne, Şah-ı Nakşibend Hazretleri’nin müridlerinden biriydi. Bir gün Şah-ı Nakşibend ve birkaç talebesi Buhara sokaklarında yürürken, Şah-ı Nakşibend’in üstünlüğünü kabul etmeyen, bid’at sahibi olduğu belirtilen tanınmış bir kimseyle karşılaştılar. Şah-ı Nakşibend Hazretleri, kendi yüceliği ve nezaketi gereği adamı güler yüzle karşılar, iltifat eder ve birkaç adım beraber yürüyerek uğurlar. Sonra geri döner. Fakat Seyfüddîn Bâlâhâne, hocasının geri dönmesine rağmen o kişiyi daha uzun süre takip ederek uğurlamaya devam eder. Şah-ı Nakşibend Hazretleri bu davranıştan son derece müteessir olur.
Seyfüddîn geri döndüğünde ona şöyle söylediği aktarılır:
“O kimseyi uğurlamakta mübalağa gösterdin. Bu hatâ yüzünden kendini rüzgâra verdin. Belki Buhârâ’yı da harab ettin!”
Rivayetin devamında, Şah-ı Nakşibend’in bu üzüntüsünden dolayı Seyfüddîn Bâlâhâne’nin aynı gün vefat ettiği, ardından Özbekistan tarafından gelen bazı kimselerin Buhara ve çevresini yağmalayıp tahrip ettiği ve insanların öldürüldüğü anlatılır.
Tarikata intisap ettiğimde büyüklerimden duyduğum ilk öğüt, “Tasavvuf bütünüyle edeptir.” düsturu olmuştu. Şüphesiz Tasavvuf yolu yalnızca bilgi ve ibadetten ibaret değil. Asıl maksat, edep, güzel ahlâk ve güzel bir hâl üzere insanın kendisini terbiye etmesi.
Bu sebeple Hâlidiyye Risalesi, bu yolda ilerlemek isteyen herkesin istifade edebileceği ve tekrar tekrar okuması gereken kıymetli bir eser. Metin, her okuyuşta farklı bir mânâya kapı aralıyor ve insanın kendi hâlini ve edebini yeniden gözden geçirmesine vesile oluyor.
Arz ederim.







Bir Cevap Yazın