Böyle şeylerle gelebilirsiniz bana, Bay Dostoyevski… Keza, yazarın hayatıyla satırlarının birbirine karıştığı romanlara karşı her zaman ayrı bir zaafım oldu. Kurmacanın arkasında gerçek bir yara, gerçek bir saplantı ya da gerçek bir mücadelenin olduğunu bilmek, okuma deneyimini bambaşka bir yere taşıyor. Kumarbaz da tam olarak böyle bir roman. Bu yüzden kitabı okurken Aleksey’in yaşadığı her yükselişte, her düşüşte ve her kendini kandırışında, okur biraz da Dostoyevski’nin kişisel deneyimlerini ve pişmanlıklarını hissediyor.
Kumarbaz’ın ortaya çıkış hikayesi de en az romanın kendisi kadar dramatik. Dostoyevski, 1866 yılında ağır borçlar ve ciddi mali sıkıntılarla boğuşuyordu. Yayıncı Fyodor Stellovski ile yaptığı anlaşma gereği, kısa bir süre içerisinde yeni bir roman teslim etmek zorundaydı. Aksi halde Stellovski, Dostoyevski’nin eserlerini belirli bir süre boyunca ücretsiz yayımlama hakkına sahip olacaktı. Sözleşmenin şartları son derece ağırdı.
Bu baskı altında Dostoyevski, genç stenograf Anna Snitkina ile çalışmaya başladı. Romanı ona dikte ediyor, Snitkina ise söylediklerini stenografiyle kaydedip daha sonra temiz bir metne dönüştürüyordu. Çalışma 4 Ekim’de başladı ve yalnızca birkaç hafta içinde tamamlandı. Kumarbaz, 29 Ekim 1866’da bitirildi.
Fakat teslim günü geldiğinde Stellovski’ye ulaşmak mümkün olmadı. Dostoyevski, romanı Stellovski’ye teslim etmek için uğraştı ancak yayıncı ortalıkta yoktu ve yardımcısı da eseri teslim alma sorumluluğunu üstlenmedi. Bunun üzerine Dostoyevski, romanı Stellovski’ye iletilmek üzere polis birimine teslim etti ve karşılığında tarihli bir makbuz aldı. Böylece romanı son teslim tarihinden önce teslim ettiğini kanıtlayabileceği resmİ bir belge elde etmiş oldu.

İşin en ironik tarafı ise şu: Dostoyevski, kumar tutkusunun ve ağır borçlarının gölgesinde, ciddi bir mali baskı altındayken kumar üzerine bir roman yazmıştı. Belki de bu yüzden Kumarbaz, yalnızca kumarı anlatan bir roman değil; yazarının kendi zaafları, tutkuları ve insanın kendini kandırma halleriyle de yüzleştiği son derece kişisel bir metin.
Kısaca hikayeyi özetlemek isterim. Romanın merkezinde Aleksey İvanoviç bulunur. Rus bir generalin yanında özel öğretmenlik yapan genç adam, General’in üvey kızı Polina’ya delicesine aşıktır. Ancak Polina’ya duyduğu aşk kadar, içinde bulunduğu çevrenin para ve statü takıntısı da Aleksey’in hayatını şekillendirmeye başlar. Romandaki pek çok karakterin hayatı para, borç, miras ve sosyal statü etrafında döner. Özellikle General’in büyük bir miras beklentisi içinde olması, çevresindeki insanların da bu mirastan pay alma umudunu artırır. Böylece para hırsı, borçlar ve miras beklentisi, karakterleri giderek kumarın etrafında bir araya getirir.
Aleksey de bu ortamın içinde ruletle giderek daha fazla yakınlaşır. Başlangıçta kumarı belirli amaçlara ulaşmak için kullanabileceğini düşünür. Ancak zamanla kumar onun için yalnızca para kazanmanın bir yolu olmaktan çıkar. Aleksey sıradan bir kumarbaz değildir, rulet masasını adeta kendisiyle ve kaderle mücadele ettiği bir alan olarak görmeye başlar. Kazandıkça kendisine ve sezgilerine olan güveni artar, şansın kendi tarafında olduğuna inanmaya başlar. Bazen hiçbir hesap yapmadan yalnızca içgüdülerine güvenerek oynar ve büyük paralar kazanır.
İşte tehlike tam da burada başlar. Çünkü Aleksey için rulet artık sadece maddi bir kazanç kapısı değildir. Kumar, kendisini sınadığı, risk aldığı ve özgür hissettiği bir alana dönüşür. Rulet masasının başında kendisini cesur, güçlü ve diğer insanlardan farklı hissetmeye başlar. Böylece farkında olmadan kumarın kontrolünü eline aldığını düşünürken, aslında kumarın kendi hayatı üzerindeki kontrolünü giderek artırmasına izin verir.

Romanın en güçlü taraflarından biri, kumarbaz zihninin kendini kandırma ve kumarı meşrulaştırma biçimlerini okura gösteriyor olması. Aleksey sık sık kumar oynamasını akla uygun gerekçelerle açıklamaya çalışır. Ona göre ruletin ticaretten ne farkı vardır? Sonuçta herkes kendi isteğiyle oynamaktadır, kimse zorlanmamaktadır. Oysa okur bu düşüncelerin, Aleksey’in kumara duyduğu tutkuyu haklı göstermeye yönelik gerekçelendirmeler olduğunu fark eder.
Yaşlı büyükanne karakteri ise kumarın insan üzerindeki yıkıcı etkisinin farklı bir yüzünü temsil eder. İlk başta son derece güçlü, kararlı ve kontrol sahibi görünen bu kadın, rulet masasında kazandıkça oyunun cazibesine kapılır. Ardından kaybetmeye başladığında masadan uzaklaşmak yerine tekrar tekrar oynamaya devam eder. Bir noktadan sonra mesele yalnızca para kazanmak olmaktan çıkar, kayıpların peşinden gitmek ve şansın yeniden döneceğine inanmak haline gelir. Sonunda da büyük miktarda para kaybeder.
Dostoyevski’nin yaşlı büyükanne karakteri aracılığı ile, bugün kumarbaz yanılgısı olarak adlandırılan düşünce hatasını olağanüstü bir gözlem gücüyle anlattığını görürüz. İnsanlar belirli sonuçların art arda gelmesinden sonra, bir sonraki sonucun artık tersine dönmesi gerektiğine inanabilirler. Örneğin rulet masasında dokuz kez üst üste kırmızı gelmişse, onuncu elde siyah gelme ihtimalinin arttığını düşünebilirler. Oysa her dönüş bağımsızdır, geçmiş sonuçlar bir sonraki dönüşün olasılığını değiştirmez. Fakat bağımlılığın devreye girdiği noktada matematiksel gerçeklerin yerini çoğu zaman umut, beklenti ve kendini kandırma alır.
Romanın ilerleyen bölümlerinde Aleksey’in hayatındaki en büyük değişim gerçekleşir. Başlangıçta kumarı büyük ölçüde Polina’ya yardım edebilmek ve onun gözünde değer kazanabilmek için bir araç olarak görürken, zamanla kumarın kendisine duyduğu tutku ağır basmaya başlar. Kumar artık yalnızca bir araç değildir, giderek hayatının merkezine yerleşir. Aleksey, Polina’ya duyduğu ilgiyi tamamen kaybetmez, ancak kumar tutkusu onun hayatındaki diğer her şeyin önüne geçer.
Dostoyevski burada bağımlılığın en yıkıcı yönlerinden birini gösterir: Bağımlılar sevdiklerini bir anda kaybetmez, önce onlara verdiği önemi ve ilgiyi yavaş yavaş kaybetmeye başlarlar. Romanın sonunda Aleksey yalnız ve kumara saplanmış bir halde kalır. Hayatındaki ilişkiler ve geleceğe dair umutları büyük ölçüde zarar görmüştür. Buna rağmen kumardan vazgeçemez. Çünkü artık mesele yalnızca para kazanmak değildir. Kumar, onun için giderek hayatının anlamını ve kimliğini belirleyen bir tutkuya dönüşmüştür.
Kumarbaz, Dostoyevski’nin en kapsamlı romanlarından biri değil. Olayların hızlı ilerlemesi ve romanın kısa sürede tamamlanmış olması nedeniyle bazı karakterlerin ve olayların daha fazla derinleştirilebileceği düşünülebilir. Romanın sonu da oldukça hızlı gelir ve okurda bazı soruların cevapsız kaldığı hissini yaratır. Bununla birlikte eser, kumar bağımlılığının psikolojisini son derece etkileyici ve gerçekçi bir biçimde ele alır.
Bunun önemli bir nedeni, Aleksey’in yaşadığı kumar tutkusunun Dostoyevski’nin kendi hayatıyla güçlü benzerlikler taşıması. Dostoyevski de uzun yıllar kumar oynamış ve bu bağımlılığın maddi ve psikolojik sonuçlarını bizzat yaşamıştır. Bu nedenle Aleksey tamamen kurmaca bir karakter olsa da onun kumara karşı duyduğu tutku, Dostoyevski’nin kişisel deneyimlerinden önemli ölçüde beslenir. Bu açıdan Kumarbaz, insanın kendi tutkuları karşısında nasıl kontrolünü kaybedebileceğini anlatan güçlü bir roman.
Şu alıntı ile bitsin: “Bir anlık heyecan uğruna insan yıllarını yakabilir…”








Yorum bırakın