Bana böyle şeylerle gelebilirsiniz, Bay Dostoyevski…
Yazarın hayatıyla satırları birbirine karışmış romanlara karşı her zaman ayrı bir zaafım oldu. Kurmacanın arkasında gerçek bir yara, gerçek bir saplantı ya da gerçek bir mücadele olduğunu bilmek okuma deneyimini bambaşka bir yere taşıyor. Kumarbaz da tam olarak böyle bir roman. Bu yüzden kitabı okurken Aleksey’in yaşadığı her yükselişte, her düşüşte ve her kendini kandırışında biraz da Dostoyevski’nin kişisel pişmanlığını hissediyorsunuz.
Kumarbaz’ın ortaya çıkış hikâyesi en az romanın kendisi kadar dramatik. Dostoyevski 1866 yılında ağır kumar borçlarının altında eziliyordu. Yayıncısı Stellovski’ye olan borcunu kapatabilmek için ölümcül sayılabilecek bir sözleşmeye imza attı. Bir ay içerisinde yeni bir roman teslim edecekti. Eğer bunu başaramazsa, yayıncı yazarın geçmiş ve gelecek tüm eserlerinin yayın haklarına dokuz yıl boyunca sahip olacaktı.

Bu şartlar altında Dostoyevski genç stenograf Anna Snitkina ile çalışmaya başladı. Romanı ona dikte ederek yazdırdı. Bir aylık sürenin sonunda eser tamamlandı fakat yeni bir sorun ortaya çıktı. Stellovski ortadan kaybolmuştu. Amaç açıktı. Romanın teslim edilememesini sağlayarak yazarın tüm haklarını ele geçirmek. Anna’nın pratik zekası sayesinde Dostoyevski elindeki manuskripti karakola teslim edip tarihli bir makbuz alarak kendini kurtardı. İronik olan şu ki Dostoyevski, kumar borcundan kurtulabilmek için kumar hakkında bir roman yazmıştı.

Romanın merkezinde Aleksey İvanoviç bulunur. Rus bir generalin yanında özel öğretmenlik yapan genç adam, generalin üvey kızı Polina’ya delicesine âşıktır. Hikâyedeki herkesin hayatı para etrafında döner. Herkes bir şekilde paraya ulaşmaya çalışırken yolları kaçınılmaz olarak kumarla kesişir.
Aleksey sıradan bir kumarbaz değildir. Kumarı, kaderle yapılan kişisel bir düello olarak görür. Kazandığında kendisini seçilmiş hisseder. Sanki görünmez bir güç ona yol göstermektedir. Bazen hiçbir matematiksel hesap yapmadan sezgilerine güvenir ve büyük paralar kazanır. İşte tehlike de burada başlar. Çünkü bağımlılıklar çoğu zaman hazdan değil, anlam duygusundan beslenir. Aleksey rulet masasında kendisini önemli, cesur ve özel hissetmek için oturur.

Romanın en güçlü taraflarından biri kumarbaz zihninin çeşitli savunma mekanizmalarını göstermesidir. Aleksey sık sık kumarı meşrulaştırmaya çalışır. Ona göre ruletin ticaretten ne farkı vardır? Sonuçta herkes kendi isteğiyle oynamaktadır. Kimse zorlanmamaktadır. Oysa okur, Aleksey’in bu düşüncelerinin gerçekte bağımlılığın ürettiği bahaneler olduğunu görür.
Eserde yaşlı büyükanne karakteri de bağımlılığın farklı bir yüzünü temsil eder. İlk başlarda son derece güçlü ve kararlı görünen kadın, kısa süre içerisinde rulet masasına esir olur. Kaybettikçe geri dönmek ister. Çünkü artık amaç kazanmak değil, kaybedilenleri geri almaktır.
Eserde Dostoyevski’nin, modern psikolojinin daha sonra ‘kumarbaz yanılgısı’ adını vereceği düşünce biçimini olağanüstü bir gözlem gücüyle anlattığını görürüz. İnsanlar belirli sonuçların peş peşe gelmesinden sonra artık tersinin çıkacağına inanırlar. Örneğin rulet masasında 9 kere kırmızı gelirse 10. elin artık kırmızı gelmeyeceği düşünülür. Oysa olasılık geçmiş sonuçları umursamaz. Fakat ne yazık ki bağımlının zihni mantıkla değil, umutla çalışır…

Romanın ilerleyen bölümlerinde Aleksey’in hayatındaki en büyük değişim gerçekleşir. Başlangıçta Polina için para kazanmak isteyen genç adam, zamanla neden oynadığını unutmaya başlar. Kumar artık bir araç değildir, amacın kendisi haline gelmiştir. Aleksey, Polina’yı sevmeyi bırakmaz ama kumarı daha çok sevmeye başlar. Dostoyevski burada bağımlılığın en yıkıcı yönünü gösterir. İnsanlar çoğu zaman bağımlılıkları yüzünden sevdiklerini kaybetmezler. Önce sevdiklerine duydukları ilgiyi kaybederler. Romanın sonunda Aleksey yalnızdır. Potansiyelini tüketmiştir. Aşkını kaybetmiştir. Geleceğini kaybetmiştir. Fakat yine de rulet masasından vazgeçemez. Çünkü artık kaybettiği şey para değil, kendisidir.
Kumarbaz teknik açıdan Dostoyevski’nin en kusursuz romanı sayılmaz. Hikâye tam yükselişe geçtiği noktada ani bir sona ulaşır. Bazı karakterlerin daha fazla derinleştirilebileceği hissi okurun zihninde kalır. Nihayetinde roman olağanüstü kısa bir sürede yazılmıştır. Buna rağmen bağımlılık psikolojisini anlatan en sahici romanlardan biri olmayı başarır. Çünkü Dostoyevski’nin anlattığı kişi tamamen kurmaca değildir. Aleksey, biraz da Dostoyevski’nin kendisidir.







Yorum bırakın