Dostoyevski ile içimizi aydınlatan, huzur veren ve insana dair derin bir sıcaklık hissettiren keyifli anlar geçirdik yine… Şaka, şaka, öyle bir şey yapmadık tabii ki 🙂 Kendisi Yeraltı Adamı aracılığıyla insanoğlunu yerden yere vurdu, ben de çok haklısın valla dedim. İncecik kitapta altını çizmediğim yer kalmadı resmen. İnsan, toplum ve modern düşünceye karşı nefes almadan saydırdı da saydırdı üstat…
İlk olarak akılcılık ve insan her zaman çıkarını bilir düşüncesini eleştirmekle başladı mesaisine. Sonra sanayileşme ve şehirleşmeyle birlikte insanın yalnızlaşmasına, toplum içinde gerçek benliğini kaybetmesine geçti. Bir süre orada oyalandıktan sonra, kapanışı dönemin sosyalist ve ütopik düşüncelerini eleştirerek ile yaptı. Eğer sistem doğru kurulursa insanlar mutlu olur fikrini sorguladı uzun uzun. Ona göre, insan mükemmel bir düzen içinde bile mutsuzluk yaratabilirmiş. Çünkü özgür irade ve irrasyonellik insan doğasının parçasıymış. Doğruya doğru…
Bu inceleme yazısında, kitaptan en çok etkilendiğim alıntılar üzerinden ilerlemek istedim. Aslında altını çizdiğim o kadar çok bölüm vardı ki, okuduğum cilt neredeyse yıprandı diyebilirim. Dostoyevski’nin insan doğasına, topluma ve modern düşünceye dair yaptığı keskin tespitleri birlikte hatırlamak için gelin, Yeraltından Notlar’ın sayfalarına yeniden dönelim.
▍ “İnsan yapıcıdır, yeni yollar açmayı sever, bu su götürmez bir gerçektir. Fakat neden acaba bir yandan da yıkmaya, her şeyi kaos haline getirmeye bayılır?”
Yeraltından Notlar, Dostoyevski’nin düşünce evrenine açılan bir kapı olarak değerlendiriliyor. Bu kısa roman, Yeraltı Adamı üzerinden dönemin rasyonalist ve pozitivist düşünce anlayışına keskin bir itirazda bulunuyor. Özellikle Nikolay Çernişevski’nin “Nasıl Yapmalı?” adlı eserinde savunulan rasyonel egoizm ve akıl temelli toplumsal düzen fikrine karşı konumlanan bir karşı metin olarak tanımlamak mümkün.
▍ “Ben hasta bir adamım. Kötü bir adamım. Suratsız bir adamım ben.”
Eserde, yazarın diğer kitaplarında yer alan ana karakterlerden belirgin biçimde farklı bir anti-kahramanla karşılaşıyoruz. Yeraltı Adamı, kötücüllüğünün farkında olan, hatta bu karanlık yönünden tuhaf bir haz duyan, eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmeyi reddeden ve kendi eylemsizliğini kabullenmiş bir figür. Öfkesini içinde büyüten, ne sevmeyi ne de sevilmeyi gerçekten bilen bu tip, günümüz okuruna artık oldukça tanıdık gelen bir bilinç halinin erken bir temsili. Dostoyevski, bu karakter aracılığıyla insan ruhunun çelişkilerini, tutarsızlıklarını ve dağınıklığını hiçbir filtreye başvurmadan, ilk kez bu kadar çıplak ve rahatsız edici bir biçimde ortaya koyuyor.
▍ “Kim olursa olsun, insan daima her yerde akılla çıkarın buyurduğu gibi değil, canının istediğine göre hareket etmeyi sever.”
Dostoyevski aklı bütünüyle reddetmiyor. Ancak insan doğasının yalnızca akılla açıklanabileceği fikrine de güçlü bir biçimde karşı çıkıyor. Ona göre insan sadece rasyonel bir varlık değil. Aynı zamanda çelişkilerle örülü, arzularının yön verdiği ve kimi zaman kendi çıkarına açıkça aykırı davranışlar sergileyebilen karmaşık bir varlık.
Bu yaklaşım, insanın her zaman rasyonel çıkarları doğrultusunda hareket edeceğini öne süren düşüncelere doğrudan bir itiraz niteliği taşıyor. Dostoyevski’ye göre tarih de bu varsayımı doğrulamıyor. Ona göre, insanlık sık sık kendi aklına ve çıkarlarına aykırı görünen kararlar alarak ilerlemiş, hatta kimi zaman bu irrasyonel tercihler üzerinden kendi yönünü belirlemiştir.
▍ “Gerçekten ya günün birinde bütün arzu ve kaprislerimizin de formülü bulunur, daha doğrusu bunların esasına, hangi kanunlara bağlı olarak meydana gelip çeşitli durumlarda hangi yolları takip ettiklerine dair kesin bir matematik formülü ortaya çıkarsa, o zaman insan muhtemelen, hatta mutlaka hiçbir şey istememeye başlar.”
Kitap boyunca Yeraltı Adamı, defaatle insanın yalnızca akılla açıklanayacağını söylüyor. İnsan, kimi zaman bilinçli biçimde kendi zararına olacak seçimler yapabilir. Çünkü irade, yalnızca doğru olanı seçme mekanizması değildir. İrade aynı zamanda çelişkiyi, direnci ve hatta irrasyonelliği de barındıran bir alandır. İnsan bazen sadece özgür olduğunu kanıtlamak için bile irrasyonel davranabilir.
▍ “Zaten galiba insanların bütün işi bir cıvata değil de insan olduklarını her an kendi kendilerine ispat etmektir.”
Dostoyevski’nin amacı nihilizme varmak değil, aksine o insanı daha gerçekçi bir zeminden yeniden tanımlamaya çalışıyor. İnsanı yalnızca akla indirgemek, onu eksiltmek ve daraltmak anlamına gelir. Bu nedenle Yeraltı Adamı, modern insanın aşırı bilinç haliyle felç olmuş bir portresi olarak okunabilir. Sürekli düşünüyor, analiz ediyor, kendini parçalarına ayırarak çözmeye çalışıyor. Ancak bütün bu zihinsel yoğunluğun içinde eyleme geçme kapasitesini giderek kaybediyor.
Şununla bitsin;
▍ “Bize daha fazla serbestlik vermeyi, ellerimizi çözmeyi, hareket alanımızı genişletmeyi, üstümüzdeki vesayeti kaldırmayı deneyin bir… Sizi temin ederim, o anda tekrar vesayet altına girmeye can atarız.”







Bir Cevap Yazın