Umarım hafızam beni yanıltmıyordur ama Jane Eyre’yi ilk kez sanıyorum dokuz yaşımdayken Milliyet Çocuk Kitapları Dizisi’nin kısaltılmış baskısından okumuştum. Daha sonra İngilizce, yine kısaltılmış bir versiyonunu daha bitirdim. Romanın tam metni ise yıllardır okuma listemdeydi. Nihayet bu eksiği de kapattım diyebilirim.

Kitapla ilgili en sevdiğim şey, çağdaş popüler edebiyatta sıkça rastlanan idealize edilmiş kadın karakterlerin aksine, Jane’in özellikle güzel olmayan, sıradan bir kadın olarak çizilmiş olması. Onu değerli kılan zekası, dürüstlüğü, ahlaki bütünlüğü ve güçlü karakteri. Jane, Toplumun kadınlardan beklediği pasif rolü kabul etmiyor. Kendi kararlarını veren ve benimsediği ilkelerden ödün vermeyen bir kadın. Uysal ve kırılgan bir kahraman olmaktan çok uzak. Son derece tutkulu bir karakter olmasına rağmen duygularını iradesiyle dengelemeyi de başarıyor.

Jane karakterinin oldukça inandırıcı olmasını sağlayan şey şüphesiz, Charlotte Brontë’nin kendi yaşamından beslenmiş olması. Romandaki Lowood Yatılı Okulu, Brontë kardeşlerin eğitim gördüğü Cowan Bridge Okulu’nun açık bir yansıması. Sağlıksız koşulları nedeniyle ablaları Maria ve Elizabeth’i veremden kaybeden Charlotte’un, Jane’in okul yıllarını ve özellikle ölüm sahnelerini yazarken kendi çocukluk acılarından yararlandığı düşünülüyor. Bu yüzden romanın duygusal yoğunluğu hiçbir zaman yapay hissettirmiyor.

Şüphesiz metnin en çok tartışılan karakterleri Bertha Mason. Çatı katına kapatılan Bertha, yıllar içinde kadınların bastırılmış öfkesi, toplum tarafından susturulması ve özgürlüğünün elinden alınmasının güçlü bir sembolü olarak yorumlandı. Bu yönüyle Jane Eyre, toplumsal katmanları olan zengin bir roman.

Eserin sonunda yazar, klasik anlatılardaki kadını kurtaran erkek kalıbı tersine çevriliyor. Bu kez sevdiği erkeğin yanında duran, ona destek olan ve ilişkiye eşit şartlarda dönen kişi Jane. Bu tercih, roman boyunca savunulan eşitlik fikrini daha da anlamlı hale getiriyor.

1847 yılında yayımlandığı düşünüldüğünde Jane Eyre son derece cesur ve ilerici. Brontë’nin romanını kadın yazarların ciddiye alınmadığı Viktorya dönemi İngiltere’sinde, Currer Bell takma adıyla yayımlamak zorunda kalmış olması bile bunun en somut göstergelerinden biri. Elbette eser tamamen günümüz feminist anlayışıyla örtüşmüyor. Sınıf, din ve evlilik kurumuna yaklaşımında Viktorya dönemi değerlerinin izleri belirgin şekilde hissediliyor. Buna rağmen Jane’in kendi mutluluğunu ancak kendi şartları oluştuğunda kabul etmesi, bugün bile etkileyiciliğini koruyan güçlü bir duruş.

Roman yayımlandığında feminist duruşu nedeniyle herkes tarafından olumlu karşılanmamış. Jane’in bağımsız kişiliği, güçlü iradesi ve duygularını açıkça dile getirmesi bazı eleştirmenler tarafından dönemin ahlak anlayışına aykırı bulunmuş, hatta kimi çevrelerce uygunsuz ve Hristiyanlık karşıtı olmakla suçlanmış. Bugün ise tam da bu özellikleri sayesinde dünya edebiyatının en önemli klasiklerinden biri olarak kabul ediliyor.

Ezcümle kız çocuklarının okumasını çokça tavsiye ettiğim bir metin Jane Eyre. Şu alıntı ile bitsin: “Nefreti alt edebilecek şey şiddet olmadığı gibi, yaraları iyileştirebilecek şey de intikam değildir.”

Yorum bırakın

Hoş geldiniz!

Ben Tuğçe Palta. Bu sitede hedefim evimdeki fiziksel kütüphanemde bulunan tüm kitapların inceleme yazısını hazırlayabilmek. Kütüphanemi hızla buraya aktardığımı söyleyebilirim. Aslında kendi okurluk tarihimin dökümü olsun diye başladım bu işe, ama sonra herkesin erişebileceği hale getirmenin faydalı olacağına karar verdim. Geldiğiniz ve hevesimi, heyecanımı paylaştığınız için teşekkürler!

Bağlantıda kalalım