“Bir zamanlar öylesine saftım ki; yüksek mevkilerde oturan, iyi evlerde yaşayan, öğrenim görmüş ve bankalarda hesapları olan insanları saygı değer kimseler sanırdım.”
Martin Eden beni için çok kişisel bir yerde duran ve hatta hayata bakış açımı kökten değiştiren müthiş hayranı olduğum bir metin. Romanın beni en etkileyen ve belki de en güçlü yanı, yerleşik otoritelere körü körüne güvenmenin ne kadar anlamsız olduğunu göstermesi. London, toplumun değerli kabul ettiği fikirlerin ve insanların; çoğu zaman rastlantılar, sınıfsal ayrıcalıklar ve sosyal kabuller üzerine inşa edildiğini ustalıkla anlatıyor. Metin başarıya ulaşmış bir insanın toplum tarafından nasıl bir anda yüceltilmeye başlandığını, oysa aynı kişinin başarıdan önce aynı fikirleri dile getirdiğinde görmezden gelindiğini çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.
London,’ın sosyalizm ve bireycilik arasında kurduğu gerilim tek kelimeyle inanılmaz. Jack London’ın gerçek hayatta sosyalist görüşlere sahip olmasına rağmen Martin Eden karakteri üzerinden Nietzsche’nin üstün insan anlayışına yakın duran güçlü bir bireyciliği işlemesi oldukça ilgi çekici. Roman boyunca bu iki düşüncenin çatışmasını okumaktan her seferinde çok keyif alıyorum. Hatta keşke London bu tartışmaya daha fazla yer verseydi diye düşünmüyor değilim.
Eserin Jack London’ın yaşamından güçlü izler taşıdığını biliyoruz. Martin de tıpkı London gibi yoksul bir denizci olarak hayata başlıyor. Kendini kendi çabasıyla eğitiyor. Durmaksızın okuyor, yazar olabilmek için sayısız reddedilişe katlanıyor ve sonunda edebiyat dünyasında başarıya ulaşıyor. Ancak roman, bu başarı hikayesini klasik bir azmin zaferi anlatısına dönüştürmüyor. Tam tersine, insanın ulaşmayı hayal ettiği her şeyi elde ettiğinde bile neden mutlu olamayabileceğini sorguluyor.
Ve elbette Martin Eden… Okuma geçmişimde hiçbir karakter beni onun kadar trajik biçimde etkilemedi. Romeo’nun da Werther’in de yaşadığı acılar, Martin’in yaşadığı varoluşsal çöküşün yanında bebek kalıyor. Eğer dünyaya farklı bir gözle bakmak, yerleşik değerleri sorgulamak ve insanın yaşayabileceği en derin hayal kırıklıklarından birine tanıklık etmek istiyorsanız, bu romanı gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.







Yorum bırakın