Çocukluğumda kısaltılmış versiyonunu okuduğum için hafızamda çok değerli bir yerde duran Moby Dick’in, aslını okuduktan sonra gözümde bu kadar düşeceğini nereden bilebilirdim ki?
En sonda söylenmesi gerekeni en başta söyleyeyim: Bu kitap beni büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Bunun en önemli sebebi Herman Melville’in ırkçı dünya görüşünün satır aralarına fazlasıyla sinmiş olması. Melville, beyaz Hristiyan merkezli bir bakış açısıyla yazıyor ve bu bakış açısı sadece dönemin zihniyetini yansıtmakla kalmıyor, birçok yerde doğrudan ötekileştirici ve ırkçı bir dile dönüşüyor.
Bunun en belirgin örneklerinden biri Queequeg karakteri. Roman boyunca egzotik, vahşi ve hatta yamyam olarak tanıtılan bu karaktere aynı zamanda Müslümanlara ait bazı özellikler yükleniyor. Örneğin Ramazan ayında oruç tuttuğu söyleniyor. Ancak yazarın oruç tasviri, kendini bir odaya kapatıp bütün gün rahatsız bir pozisyonda hareketsiz oturmaktan ibaret. Bunun elbette ki İslam’daki oruç ibadetiyle hiçbir ilgisi yok. Müslümanları vahşi, yamyam ve saçma ibadetler yapan insanlar olarak tanıttıktan sonra yazar, büyük bir tavazu ile herkesin inancına saygı duyduğunu da ekliyor. Saol kanka ya, ben senin yılgın bir hoşgörüyle beni benimsemene mi kaldım? Açıkça ifade etmek gerekirse bu ve benzeri ayrıntılar bana, Melville’in bir islam düşmanı olduğu ve müslümanlık hakkında oldukça yüzeysel ve yanlış bilgileri kasti olarak yaymak istediğini düşündürdü. Elbette eser 1851 yılında yazıldı ve dönemin Batı merkezli bakış açısından tamamen bağımsız değerlendirmek mümkün değil. Buna rağmen, bu kadar büyük kabul edilen bir yazarın farklı toplumlar hakkında böylesine bilgisiz ve önyargılı bir dil kullanması beni şaşırttı.
Bir diğer rahatsız edici nokta ise yazarın balina avcılığına yaklaşımıydı. Roman boyunca balina avcılığı, neredeyse kutsal bir görev, insanın doğayla mücadelesini temsil eden yüce bir uğraş gibi sunuluyor. Oysa anlatılan şey, günümüzden bakıldığında son derece vahşi ve acımasız bir endüstri. Melville’in bu şiddeti romantikleştirmesi bana oldukça rahatsız edici geldi.
Hikayeye kısaca değinmek gerekirse, denizci Ishmael’in balina gemisi Pequod’a katılmasıyla başlıyor. Geminin kaptanı Ahab, geçmişte bacağını koparan beyaz balina Moby Dick’ten intikam almaya saplantılı. Başlangıçta sıradan bir balina avı gibi görünen yolculuk, zamanla Ahab’ın kişisel takıntısının tüm mürettebatı felakete sürüklediği trajik bir kovalamacaya dönüşüyor. Finalde Ahab’ın saplantısı hem kendisinin hem de gemideki neredeyse herkesin sonunu getirirken, hayatta kalan tek kişi Ishmael oluyor.
Bütün bunlara rağmen kitabın tamamen kötü olduğunu söyleyemem. Melville’in deniz tasvirleri, atmosfer kurma becerisi ve insanın takıntılarını ele alış biçimi gerçekten etkileyici. Özellikle Ahab karakteri, edebiyat tarihinin en unutulmaz saplantı portrelerinden biri olmayı hak ediyor. Ancak romanın sürekli ansiklopediye dönüşen balina biyolojisi bölümleri anlatının temposunu ciddi biçimde düşürüyor. Ansiklopediden ekleme kısımları çıkarırsak yazarın kurgusu diyebileceğimiz max 200 sayfa kalır. Melville muhtemelen daha fazla para kazanmak için kitabın hacmini arttırmaya çalışmış.
Sonuç olarak, bir eserin klasik kabul edilmesi onun her yönüyle kusursuz olduğu anlamına gelmiyor. Benim için Moby Dick, kısaltılmış çocuk kitabı uyarlamasıyla hatırlanması gereken bir eser, daha fazlası değil…







Yorum bırakın