Çocukluğumda kısaltılmış versiyonunu okuduğum ve çok sevdiğim Moby-Dick’in aslını okuduktan sonra gözümde bu kadar düşeceğini doğrusu hiç tahmin etmezdim. En sonda söylemem gerekeni en başta söyleyeyim: Bu kitap benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Bunun en önemli sebebi, Herman Melville’in dönemin Batı merkezli bakış açısını metne fazlasıyla yedirmiş olması. Bu bakış açısı yalnızca dönemin zihniyetini yansıtmakla kalmıyor; birçok yerde doğrudan ötekileştirici ve ırkçı bir dile dönüşüyor.

Bunun en belirgin örneklerinden biri Queequeg karakteri. Roman boyunca egzotik, vahşi ve hatta yamyam olarak tanıtılan bu karakterin dini, Batılı bir bakış açısından tuhaflaştırılarak anlatılıyor. Örneğin Queequeg’in kendi dini ritüellerinden biri Ramadan olarak adlandırılıyor. Ancak burada anlatılan şey, İslam’daki Ramazan orucunun gerçek bir tasviri değil. Queequeg kendisini bir odaya kapatıp uzun süre hareketsiz bir şekilde oturuyor ve bu ritüel, İslami oruçla ilişkilendiriliyor. Melville’in İslam hakkında ne kadar yüzeysel bir bilgiye sahip olduğunu gösteren oldukça garip bir bölüm bu.

Daha da ilginci, Ishmael bir yandan bu ritüeli saçma ve çılgınca bulurken, diğer yandan herkesin inancına saygı gösterilmesi gerektiğini savunuyor. Fakat bunu yaparken bile diğer inançları küçümseyen, onları vahşi ve saçma olarak gören bir dil kullanmaktan kurtulamıyor. Saol kanka ya, ben senin yılgın bir hoşgörüyle beni benimsemene mi kaldım?

Bir diğer rahatsız edici nokta ise yazarın balina avcılığına yaklaşımı. Roman, balina avcılığını yer yer kutsallaştıran ve destansı bir uğraş gibi yücelten bir dille anlatıyor. Oysa anlatılan şey son derece vahşi ve acımasız bir endüstri. Melville’in bu şiddeti zaman zaman romantikleştirmesi oldukça rahatsız edici.

Çok kısa özetlemek gerekirse, hikaye Ishmael’in balina avı gemisi Pequod’a katılmasıyla başlıyor. Geminin kaptanı Ahab, önceki seferinde bacağını kaybetmesine neden olan beyaz balina Moby Dick’ten intikam almaya saplantılı bir şekilde kendini adıyor. Bir balina avı seferi olarak başlayan yolculuk, zamanla Ahab’ın kişisel takıntısının bütün mürettebatın kaderini belirlediği trajik bir kovalamacaya dönüşüyor. Romanın sonunda Ahab’ın saplantısı hem kendisinin hem de mürettebatın sonunu getirirken, hayatta kalan tek kişi Ishmael oluyor.

Bütün bunlara rağmen kitabın tamamen kötü olduğunu söyleyemem. Melville’in deniz tasvirleri, atmosfer kurma becerisi ve insanoğlunun takıntılarını ele alış biçimi gerçekten etkileyici. Özellikle Ahab karakteri, edebiyat tarihinin en unutulmaz saplantı portrelerinden biri olmayı hak ediyor. Ahab’ın Moby Dick’e duyduğu nefretin giderek akıl dışı bir intikam arzusuna dönüşmesini ve bu arzunun etrafındaki herkesi felakete sürüklemesini okumak gerçekten heyecan verici.

Ancak romanın sürekli balina biyolojisi, anatomisi ve balina avcılığı üzerine uzun, neredeyse ansiklopedik bölümlere sapması anlatının temposunu ciddi biçimde düşürüyor. Akışı bozan bu bölümler romanı gereğinden fazla uzatmış ve hikayenin önüne geçmiş. İlgili bölümleri çıkarsak, geriye çok daha kısa ama çok daha etkili bir roman kalacağını düşünüyorum.

Sonuç olarak, bir eserin klasik kabul edilmesi onun her yönüyle kusursuz olduğu anlamına gelmiyor. Moby-Dick benim için kısaltılmış çocuk kitabı uyarlamasıyla hatırlanması gereken bir eser, daha fazlası değil.

Yorum bırakın

Hoş geldiniz!

Ben Tuğçe Palta. Bu sitede hedefim evimdeki fiziksel kütüphanemde bulunan tüm kitapların inceleme yazısını hazırlayabilmek. Kütüphanemi hızla buraya aktardığımı söyleyebilirim. Aslında kendi okurluk tarihimin dökümü olsun diye başladım bu işe, ama sonra herkesin erişebileceği hale getirmenin faydalı olacağına karar verdim. Geldiğiniz ve hevesimi, heyecanımı paylaştığınız için teşekkürler!

Bağlantıda kalalım