Uyarı: Bu yazı bir miktar iç dökme içerir.
Mesnevi okuyan bazı Batılıların, Sufilerin gerçekten içki içtiğini zannetmesinden fazlasıyla sıkıldım. Biz Avrupa kökenli bir eseri okurken onun beslendiği felsefeyi ve kültürel arka planı araştırıyoruz. Buna rağmen bazı Batılı okurların, tek bir kitaptan tasavvufu ve İslam’ın derinliğini kavradığını düşünmesi ya da sembolik anlatımları kelimesi kelimesine gerçek sanması bana inanılmaz cahilce geliyor.
Bilemiyorum, aranızda benimle aynı fikirde olan var mıdır ama ben bu kitabı Emile Ajar’ın Onca Yoksulluk Varken adlı eserine benzettim. Sonuçta iki eser de kenar mahallede büyüyen bir çocuğun hikayesini anlatıyor ve iki çocuğun da adı Momo. Fakat benzerlikler burada bitiyor. Çünkü iki eser arasında ciddi bir kalite farkı var. Mösyö İbrahim ve Kur’an’ın Çiçekleri, Onca Yoksulluk Varken’in yanına bile yaklaşamıyor.
Bebekken annesi tarafından terk edilen ve korkunç babasıyla yaşamaya çalışan Momo, mahallenin bakkalı Mösyö İbrahim’le dostluk kuruyor ve bu ilişki hayatını tamamen değiştiriyor. Yazar, Mösyö İbrahim’in bilgeliğini ve yaşam felsefesini etkileyici bir şekilde yansıtmış. Ancak bana göre bu hikayeden kısa bir novella yerine çok daha güçlü bir roman çıkabilirdi. Ne yazık ki yazar bu konuda fazlasıyla cimri davranmış. Derinleştirilebilecek diyaloglar ve üzerinde uzun uzun durulabilecek fikirler birkaç cümleyle geçiştirilmiş. Bu da hikayeyi oldukça yüzeysel bırakmış. Okurken sürekli, biraz daha derine inseydi diye düşünüyorsunuz.
Kısacası, filmi kitabından daha başarılı olan nadir eserlerden biri olduğunu düşünüyorum. Sıcak ve samimi bir hikaye olmasına rağmen yazar, potansiyelini tam anlamıyla kullanmamış ve elindeki malzemenin hakkını vermemiş.







Yorum bırakın