-
Okumaya devam et →: Postane Günlükleri-Vigdis HjorthAy, hiç beklemiyordum ama bu kitap beni duygulandırdı. İşlediği tema oldukça derin, fakat ele alış biçimi bir o kadar sade. Vigdis Hjorth’un Postane Günlükleri, hayatın anlamına dair sorgulamaları karamsar bir başlangıçtan umut dolu bir sona taşıyan, yaşama ve dünyaya katabileceklerimize yeniden bakma cesareti veren değerli bir metin. Hikaye, dışarıdan bakıldığında…
-
Okumaya devam et →: Hayatta Kalanlar-Alex Schulman“Özür dilemiyorlar, çünkü bunun nasıl yapıldığını bilmiyorlar. Çünkü kimse onlara bunu öğretmedi.” İskandinav edebiyatında en sevdiğim şeylerden biri, büyük meseleleri gereksiz bir gösterişe kaçmadan, son derece sade ve çabasız bir şekilde anlatabilmesi. Hayatta Kalanlar da tam olarak bunu yapan bir roman. Bir başyapıt mı? Bence değil. Ancak yazarın ilk kitabı…
-
Okumaya devam et →: Uğultulu Tepeler-Emily BrontëUğultulu Tepeler’i yıllar önce okumak için elime almış fakat sıkılıp bir kenara bırakıvermiştim. Ortasına kadar sabredebilirsem büyük keyif alacağıma dair bir tavsiye üzerine bu kitaba yeniden başladım; sevdim de. Ancak beni kuşatmadı. İlk olarak Heathcliff ve Catherine arasındaki ilişkinin romantik ve hüzünlü bir aşk hikayesi olduğunu düşünenler ne yaşıyor, merak…
-
Okumaya devam et →: Madam Bovary-Gustave FlaubertSanıyorum bu, Madame Bovary’yi üçüncü okuyuşum. Her okuyuşumda vardığım sonuç değişmiyor: Anna Karenina, Madame Bovary’nin yanında neredeyse rahibe kalır. Emma Bovary, Nana ile Anna Karenina’nın arasında duran, ancak bana göre Nana’ya daha yakın bir karakter. Çünkü Emma da Nana gibi arzularının peşinden sürüklenen, sahip olduğu hayatla hiçbir zaman yetinemeyen ve…
-
Okumaya devam et →: Halidiyye Risalesi-Mevlana Halid-i BağdadiHazır kitap inceleme yazılarıma klasiklerden devam ederken, Tasavvuf klasiklerine neden yer vermiyorum diye düşündüm ve Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Hazretlerinin Hâlidiyye Risâlesi adlı eseriyle karşınızdayım. Tabii, bu bir kitap incelemesi değil asla; keza haddim de değil. İlgilenenler için kısaca eserden bahsediyor olacağım. Haydi başlayalım. İlk olarak eserin yazarı olan Mübarekten kısaca…
-
Okumaya devam et →: Ölü Canlar-Nikolay GogolNikolay Gogol’ün Ölü Canlar’ını vallahi pek sevdim. Büyük Rus romanlarının ilki ve dünya edebiyatının tartışmasız başyapıtlarından biri olan Ölü Canlar, küçük bir Rus kasabasında kargaşaya neden olan kurnaz ve sevimli dolandırıcı Çiçikov’un öyküsünü anlatıyor. Kitaptaki tüm karakterlerde ve olay örgüsünde bariz bir absürtlük var ki, malum, tam benim tarzım. Çiçikov’a…
-
Okumaya devam et →: Diriliş-TolstoySık sık kendime artık yeni kitaplar okuyacağım diye söz vermeme rağmen elim yine dönüp dolaşıp klasiklere gidiyor. Bunun en büyük kanıtı da Tolstoy külliyatında şimdiden dördüncü kitaba ulaşmış olmam. Hiç de fena bir tempo sayılmaz. Bu kadar Tolstoy okuyacağımı önceden bilseydim eserlerin yazılış sırasına göre ilerlemeyi tercih ederdim. Ama plansız…
-
Okumaya devam et →: Anna Karenina-Lev TolstoyAnna Karenina, yayımlanmasının üzerinden yaklaşık 150 yıl geçmiş olmasına rağmen hala popülerliğini koruyor. Kitaba gönderme yapan sayısız dizi ve filme rastlamak mümkün. Üstelik eserin çok sayıda sinema uyarlaması da bulunuyor. Ancak bu ilgi, Anna Karenina’nın edebi ve düşünsel derinliğinin bütünüyle kavrandığı anlamına gelmiyor. Nitekim eserin hala yalnızca yasak aşk ekseninde…
-
Okumaya devam et →: Atları da Vururlar-Horace McCoyAtları da Vururlar, zaten yaşadığımız hayatın yarış atlarınınkinden ne farkı var? Horace McCoy’un Atları da Vururlar romanı, Büyük Buhran’ın etkisi altındaki 1930’lar Amerika’sında, umutsuzluk ve çaresizlik içindeki insanların hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Oyuncu olma hayali kuran Gloria ve yönetmen olmayı düşleyen Robert, bir dans maratonuna katılarak hem para kazanmayı hem…
-
Okumaya devam et →: Savaş ve Barış-Lev TolstoySon günlerde bolca boş zamana sahibim ve bunun için Allah’a şükrediyorum. Hazır fırsatım varken, uzun zamandır yeniden okumak istediğim büyük eserlere dönmeye karar verdim ve sıra Savaş ve Barış’a geldi. İki ciltlik bu hacimli eser, gece gündüz süren yaklaşık bir buçuk haftalık yoğun bir okuma sürecinin ardından nihayet bitti. Öncelikle…
-
Okumaya devam et →: Mösyö İbrahim ve Kuran’ın Çiçekleri-Eric Emmanuel SchmittUyarı: Bu yazı bir miktar iç dökme içerir. Mesnevi okuyan bazı Batılıların, Sufilerin gerçekten içki içtiğini zannetmesinden fazlasıyla sıkıldım. Biz Avrupa kökenli bir eseri okurken onun beslendiği felsefeyi ve kültürel arka planı araştırıyoruz. Buna rağmen bazı Batılı okurların, tek bir kitaptan tasavvufu ve İslam’ın derinliğini kavradığını düşünmesi ya da sembolik…
-
Okumaya devam et →: Budala-Fyodor DostoyevskiBudala, karakterleri bakımından en sevdiğim Dostoyevski romanı olabilir. Özellikle kadın karakterlerin büyük bir incelikle işlendiğini düşünüyorum. Her biri derin, güçlü ve son derece karmaşık bir kişiliğe sahip. Açıkçası başta Nastasya Filippovna olmak üzere Yepançin ailesinin kadınlarıyla gerçek hayatta tanışmayı çok isterdim. Fakat Prens Mişkin hakkında yazmaya gerçekten çekiniyorum. Çünkü onunla…
-
Okumaya devam et →: Moby Dick-Herman MelvilleÇocukluğumda kısaltılmış versiyonunu okuduğum ve çok sevdiğim Moby-Dick’in aslını okuduktan sonra gözümde bu kadar düşeceğini doğrusu hiç tahmin etmezdim. En sonda söylemem gerekeni en başta söyleyeyim: Bu kitap benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Bunun en önemli sebebi, Herman Melville’in dönemin Batı merkezli bakış açısını metne fazlasıyla yedirmiş olması.…
-
Okumaya devam et →: Vadideki Zambak-Honoré de BalzacAy, şahane bir Romantizm taşlaması bu kitap. Çok, çok güzel. Honoré de Balzac’ın en önemli romanlarından Vadideki Zambak, ilk bakışta imkansız bir aşk hikayesi gibi görünse de, satır aralarında Romantik dönemin duygusal aşırılıklarını sorgulayan güçlü bir anlatı. Roman, Félix de Vandenesse’in sevgilisi Natalie’ye yazdığı uzun bir mektupla başlıyor. Natalie, ilişkilerini…
-
Okumaya devam et →: Vahşetin Çağrısı-Jack LondonKlasik eserler, kitaplığımın her zaman en kıymetlileri oldu. Kitap okumaya yeni başladığım yıllarda harçlıklarımla Jack London’ın Beyaz Diş ve Vahşi Doğanın Çağrısı romanlarını satın aldığımı hala dün gibi hatırlıyorum. Belki de bu yüzden London’ın eserlerini her elime alışımda çocukluğumdan tanıdık bir dostu yeniden karşılamış gibi hissediyorum. Normalde Vahşi Doğanın Çağrısı…
-
Okumaya devam et →: Martin Eden-Jack London“Bir zamanlar öylesine saftım ki; yüksek mevkilerde oturan, iyi evlerde yaşayan, öğrenim görmüş ve bankalarda hesapları olan insanları saygı değer kimseler sanırdım.” Martin Eden incelememe beni en çok etkileyen iki noktayla başlamak istiyorum. Birincisi, Jack London’ın bu romanda toplumun değerli kabul ettiği fikirlerin ve insanların çoğu zaman rastlantılar, sınıfsal ayrıcalıklar…
-
Okumaya devam et →: Jane Eyre-Charlotte BrontëUmarım hafızam beni yanıltmıyordur ama Jane Eyre’yi ilk kez sanıyorum dokuz yaşımdayken Milliyet Çocuk Kitapları Dizisi’nin kısaltılmış baskısından okumuştum. Daha sonra İngilizce, yine kısaltılmış bir versiyonunu daha bitirdim. Romanın tam metni ise yıllardır okuma listemdeydi. Nihayet bu eksiği de kapattım diyebilirim. Kitapla ilgili en sevdiğim şey, çağdaş popüler edebiyatta sıkça…
-
Okumaya devam et →: Robinson Crusoe-Daniel DefoeÇocukken en sevdiğim kitap şüphesiz Robinson Crusoe’ydu. Sanıyorum elimde İnkılap Yayınları’nın çocuklar için kısaltılmış bir baskısı vardı. Kaç kez okuduğumu bugün hatırlamıyorum ama bana her seferinde aynı heyecanı yaşatmayı başarırdı. Issız bir adada tek başına hayatta kalmaya çalışan bir insanın hikayesi tahmin edeceğiniz üzere çocuk hayal gücüm için tarifsiz bir…
-
Okumaya devam et →: Mutsuzluğa Doyum-Peter Handke“Çocukluğumdan anımsadıklarım: tuvaletten gelen garip hıçkırıklar, sümkürürken çıkan ses ve kızarmış gözleri annemin. Vardı annem; yaşıyordu; hiç yaşamıyordu.” Bu kitap kalbimi aynı yerinden birden fazla kez bıçakladı. 😦 Yazarın, elli bir yaşında intihar eden annesinin ölümünün ardından kaleme aldığı bu novella; önce babalarının, ardından kocalarının gölgesinde yaşayan, mutluluğu sürekli ertelemek…
-
Okumaya devam et →: Adelaide-Genevieve WheelerGenevieve Wheeler’ın Adelaide romanı, adından da anlaşılacağı gibi Adelaide’nin hayatını anlatıyor. Kahramanımız İngiltere’de kendine yeni bir hayat kurmuş Amerikalı genç bir kadın. Ancak geçmişte yaşadığı travmalar ve ailesinden gelen ruhsal hastalık mirası peşini bir türlü bırakmıyor. Delicesine aşık olduğu, hayatını adadığı Rory, Adelaide’ye hiçbir zaman hak ettiği sevgiyi vermiyor. Tek…
-
Okumaya devam et →: Yaşayan Ölü-Samiha AyverdiSabrın sonu selamettir diye boşuna söylememiş büyüklerimiz. Samiha Ayverdi külliyatını bitirme maceram devam ederken, ilk üç eserinde aradığımı bulamadığımı daha önceki incelemelerimde belirtmiştim. Fakat dördüncü eser olan Yaşayan Ölü, sonunda içimi rahatlattı. Nihayet verdiğim emeğin karşılığını almaya başladım. Artık çabalarımın meyvesini topluyormuşum gibi hissediyorum. Roman, Leyla ve Seniyye adlı iki…
-
Okumaya devam et →: Ateş Ağacı-Samiha AyverdiSamiha Ayverdi külliyatını, eserlerin yayımlanış sırasına göre okumaya devam ediyorum. Ateş Ağacı, yazarın okuduğum üçüncü kitabı oldu. Üzülerek söylüyorum ki bu yolculukta aradığımı henüz bulamadım. Yazar hakkında yıllardır çok büyük övgüler duyuyorum. Özellikle tasavvuf alanında kendisine duyulan sevgi ve saygı oldukça büyük. Ancak açık konuşmam gerekirse, bu övgülerin ne kadarının…
-
Okumaya devam et →: Beyaz Zambaklar Ülkesinde-Grigory Spiridonovich PetrovBu kitabı ancak şimdi okumuş olmanın mahcubiyetini yaşıyorum. Keza Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Türk okuru için çok kişisel bir yerde duruyor. Bunun sebebi ise Mustafa Kemal Atatürk’ün kitaba verdiği değer. Atatürk’ün, özellikle öğretmenlerin, subayların ve gençlerin bu eseri okumasını tavsiye ettiği, hatta eğitim kurumlarında okutulmasını istediği herkes tarafından bilinir. Metin hakikaten…
-
Okumaya devam et →: Bir Noel Şarkısı-Charkes DickensAsıl planım, Charles Dickens’ın Bir Noel Şarkısı’nı en doğru zamanda, yani aralık ayında okumak ve incelemekti. Ancak hacmi oldukça kısa olduğu için beklemek yerine aradan çıkarmayı tercih ettim. Eser, cimriliği ve huysuzluğuyla çevresinden tamamen kopmuş Ebenezer Scrooge’un, Noel arifesinde geçmişin, bugünün ve geleceğin hayaletleri tarafından ziyaret edilmesini konu alıyor. Bu…
-
Okumaya devam et →: Açlık-Knut HamsunHamsun’un Açlık’ını bitirdikten sonra kitabı elinizden hızla bırakmak, hatta imha etmek isteyebilirsiniz. En azından benim için durum tam olarak böyleydi. Metin o kadar yordu ve o kadar üzdü ki kitap bittiğinde duşa girdim ve uzun uzun keselendim. Amacım, kitabın kasvetini ve üzerimde bıraktığı ağırlığı üzerimden atmak, bir anlamda bu negatif…
-
Okumaya devam et →: Mabette Bir Gece-Samiha AyverdiSamiha Ayverdi külliyatını bitirme yoluna baş koydum projeme, yazarın ikinci eseri ile devam ediyoruz. Bu arada belirtmek isterim ki, yazarın ilk romanı Batmayan Gün üzerine hazırladığım inceleme yazısını da arşivimden bulabilirsiniz. Mabette Bir Gece, otuz altı kısa öyküden oluşan ve insanın iç dünyasına, aşk anlayışına ve manevi yolculuğuna odaklanan bir…
-
Okumaya devam et →: Ana-Maxim GorkiMaksim Gorki’nin Ana’sını bunca sevmemin nedeni, sanıyorum bana Yaşar Kemal’in İnce Memed’ini hatırlatıyor olması. İki eser kıyas kabul etmez, biliyorum. Fakat Yaşar Kemal’in toplumcu gerçekçiliği düşünüldüğünde, Gorki’yle arasında güçlü bir edebi yakınlık kurmak mümkün. Bana kalırsa bu benzerlik, yalnızca edebi bir akrabalıkla açıklanamayacak kadar derin. Elbette Yaşar Kemal’in sesi bütünüyle…
-
Okumaya devam et →: Genç Werther’in Acıları-GoetheO zaman yazımıza meşhur tweet ile başlıyoruz: Güzel lakin Werther’in çok kastığını düşünüyorum. 🙂 Keşke Werther bir bebeklik hastalığı yüzünden ölmüş olsaydı da bu işkenceye katlanmak zorunda olmasaydık…. Şaka bir yana Goethe’nin 24 yaşındayken yayımladığı ilk romanı olan Genç Werther’in Acıları, yalnızca Alman edebiyatının değil, dünya edebiyatının da en etkili…
-
Okumaya devam et →: Nikos Kazancakis-ZorbaBazı kitapları okumadan önce onlara karşı neredeyse peşin bir saygı duyarız. Çünkü adları çoktan büyük romanlar listesine yazılmıştır. Esasında bir kitabın klasik olması, onu sevmek zorunda olduğumuz anlamına gelmemeli. Nikos Kazancakis’in Zorba’sını okurken, tam olarak bunları düşündüm durdum. Roman boyunca en çok zorlandığım şey, Zorba’nın kadınlara yönelik bakış açısı oldu.…
-
Okumaya devam et →: Batmayan Gün-Samiha AyverdiKronolojik Samiha Ayverdi okuma serüvenime, yazarın ilk eserlerinden Batmayan Gün ile başlamış bulunuyorum. Samiha Ayverdi külliyatını okumayı uzun zamandır arzu ediyordum. Nihayet bu yolculuğa çıkabildiğim için çok mutluyum. Önümde uzun soluklu bir okuma serüveni var. Bildiğim kadarıyla yazarın yaklaşık 50’yi aşkın, farklı baskılar ve sonradan yayımlanan eserlerle birlikte ise 60’ın…
-
Okumaya devam et →: Hamnet-Maggie O’Farrellİrlandalı yazar Maggie O’Farrell’in Hamnet’ini Allah sevdiğine bağışlasın, ben o kişi değilim… Okurken o kadar sıkıldım ki maalesef içim şişti. Genel olarak çok beğenilen bir kitap olsa da, benim için oldukça zayıf kalan bir metin. Fazlasıyla abartıldığını düşünüyorum. Roman, William Shakespeare’in küçük yaşta ölen oğlu Hamnet’ten yola çıkıyor. Ancak yola…
-
Okumaya devam et →: Sophie’nin Dünyası–Jostein GaarderGençlik yıllarımda keşke elime geçseydi dediğim bir kitap varsa(hala genç sayılırım aslında), o da Jostein Gaarder’ın Sophie’nin Dünyası’dır. Bu roman sürükleyici bir büyüme hikayesi anlatırken okuru Batı felsefesinin yaklaşık 2500 yıllık serüvenine çıkıyor. Bence felsefeye açılan en keyifli kapı. Roman, Sophie’nin bir gün posta kutusunda üzerinde yalnızca kendi adının yazılı…
-
Okumaya devam et →: Sokrates’in Savunması-PlatonDaha önce birçok kitap hakkında inceleme yazısı hazırladım. Bunların bazıları gerçekten kalındı ve okumaları haftalarımı aldı. Fakat beni yazarken en çok zorlayan eser, Sokrates’in Savunması oldu. Hakkında sayısız akademik makale yazılmış, felsefe tarihinin en çok tartışılan metinlerinden biri olan bu eserle ilgili daha önce söylenmemiş bir şey bulmak neredeyse imkansız.…
-
Okumaya devam et →: Kayıp Cennet-John Milton29 yaşıma kadar John Milton hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordum. Buna rağmen Kayıp Cennet, uzun zamandır okumayı planladığım eserlerden biriydi. Nihayet bu klasiğe zaman ayırabildiğim için mutluyum. Bu vesileyle daha önce okumuş olmam gereken kitaplar listemden bir başlığı daha çıkarmış oldum. Kayıp Cennet on iki kitaptan oluşan, 1667 yılında ilk…
-
Okumaya devam et →: İnce Memed Serisi-Yaşar Kemal“Toros dağlarının etekleri ta Akdeniz’den başlar. Kıyıları döven ak köpüklerden sonra, doruklara doğru yavaş yavaş yükselir. Akdenizin üstünde daima top top ak bulutlar salınır. Kıyılar dümdüz, cilalanmış gibi düz killi topraklardır. Killi toprak, et gibidir. Bu kıyılar saatlarca içe kadar deniz kokar, tuz kokar. Tuz keskindir. Düz, kili sürülmüş topraklardan…
-
Okumaya devam et →: Kendine Ait Bir Oda-Virginia WoolfAçıkçası Virginia Woolf benim kafamı karıştıran bir yazar. Bazen onu gerçekten sevip sevmediğimi sorguluyorum. Acaba herkes onu seviyor, modern edebiyatın en önemli isimlerinden biri olarak kabul ediyor ve feminist düşüncenin öncülerinden sayıyor diye mi ben de onu sevmem gerektiğini düşünüyorum? Yoksa gerçekten eserlerinden etkileniyor muyum? Aslında Woolf’un kullandığı bilinç akışı…
-
Okumaya devam et →: Mor Bir Serserinin Gezi Notları-Osamu DazaiDaha önce Japon yazar Osamu Dazai’nin intiharından evvel kaleme aldığı son romanı İnsanlığımı Yitirirken’i okumuş, hatta onun hakkında bir inceleme yazısı da paylaşmıştım. Dazai’nin Mor Bir Serserinin Gezi Notları adlı eseri ise uzun zamandır kütüphanemde okunmayı bekliyordu. Gezi yazısı türüne çok aşina olmamam ve mesafeli durmam nedeniyle yıllarca elime almaya…
-
Okumaya devam et →: Tanrısız Gençlik-Ödön von HorváthCanım Ödön von Horváth ve canım eseri Tanrısız Gençlik. Her ne kadar canım diye sevilemeyecek kadar sert ve keskin bir yazar olsa da Ödön von Horváth’ın bende daima ayrı bir yeri var. Ne de olsa insan ruhunun karanlık taraflarını, toplumsal çürümeyi ve korkunun insan üzerindeki dönüştürücü etkisini böylesine yalın ama…
-
Okumaya devam et →: İnsanlığımı Yitirirken-Osamu Dazaiİnsan korkak olunca mutluluktan bile korkuyor. Pamuktan bile yaralanabiliyor insan. Mutluluk da insanı yaralayabiliyor. Osamu Dazai ile tanışmam İnsanlığımı Yitirirken sayesinde oldu. Kitabı tamamen içgüdüsel bir şekilde elime almıştım ve hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordum. Okudukça bu kitaba depresif bir dönemimde denk gelmediğim için şükrettim. Çünkü anlattığı yalnızlık, yabancılaşma ve…
-
Okumaya devam et →: Satranç-Stefan ZweigAy, ne kadar güzel bir minik kitap bu ya. Stefan Zweig okumak istiyorum ama nereden başlayacağımı bilmiyorum diyen birine hiç tereddüt etmeden Satranç’ı öneririm. Bu minik öykünün içine muazzam sayıda katman eklemiş yazar. Kısa hacmine rağmen Zweig’in psikolojik derinliğini, akıcı anlatımını ve insan ruhuna dair keskin gözlemlerini en etkili şekilde…
-
Okumaya devam et →: Hayvan Çiftliği-George OrwellUyarı: Bu inceleme spoiler içermektedir. Uzun yıllar önce George Orwell’ın tüm külliyatını okuyup adeta çarpılmıştım. Bambaşka bir zihinle karşı karşıya olduğum apaçıktı. Ancak bir şekilde yeniden buluşma fırsatımız olmamıştı. Nihayet, kitap kulübümüz vesilesiyle favori distopya yazarlarıma geri dönebildim. Ve yine, yeniden, bir kez daha söylüyorum ki bu eser tam anlamıyla…
-
Okumaya devam et →: Kumarbaz-Fyodor DostoyevskiBöyle şeylerle gelebilirsiniz bana, Bay Dostoyevski… Keza, yazarın hayatıyla satırlarının birbirine karıştığı romanlara karşı her zaman ayrı bir zaafım oldu. Kurmacanın arkasında gerçek bir yara, gerçek bir saplantı ya da gerçek bir mücadelenin olduğunu bilmek, okuma deneyimini bambaşka bir yere taşıyor. Kumarbaz da tam olarak böyle bir roman. Bu yüzden…
-
Okumaya devam et →: Tokyo’da Tuhaf Hava-Hiromi KawakamiEğer aşk gerçekse, ona bir bitkiye davrandığınız gibi davranın. Gübreleyin, hava koşullarından koruyun, yapabileceğiniz her şeyi yapmalısınız. Ama eğer gerçek değilse, en iyisi onu kendi haline bırakıp, kendi kendine solmasına izin vermektir. — Hiromi Kawakami Hiromi Kawakami’nin Tokyo’da Tuhaf Hava romanı, çağdaş Japon edebiyatının en belirgin özelliklerini taşıyor. Yazarın dilinde…
-
Okumaya devam et →: Simyacı-Paulo CoelhoLafı dolandırmak istemiyorum ve en sonda söyleyeceğim şeyi, en başta söyleyerek başlıyorum. Bu kitap hakkında insanlar sık sık, hayatımı değiştiren kitap şeklinde bahsediyor. Esasında 13 yaşımdayken verdiği mesajdan bende çok etkilenmiş, hatta bir anlamda dehşete düşmüştüm. Fakat inceleme yazımı hazırlamadan önce yeniden elime aldığımda aynı etkiyi hissetmedim. Bunun birkaç sebebi…
-
Okumaya devam et →: Suç ve Ceza-Fyodor DostoevskyOf, of, of! Bana her okumamda tekrar tekrar edebiyat sarhoşluğu veren roman… Ne roman ama, ne yazar! Onun kadar destansı, onun kadar kudretli, insanın zihnine bir balyoz gibi inen başka çok az eser vardır. Yeniden okunmaya değmeyecek bir kitap, aynı zamanda okunmaya da değmeyecek bir kitaptır diyor Jaume Cabre. Suç…
-
Okumaya devam et →: Karamazov Kardeşler-Fyodor Dostoevsky10 sene sonra yeniden The Brothers Karamazov… Karamazov Kardeşler’i ilk kez 20 yaşımdayken okumuş, ite kaka bitirmiştim. Üstelik ne kadarını gerçekten anlayabildiğim de meçhuldü. İnceleme yazısı hazırlama niyetiyle yollarımız yeniden kesişti. Bu kez okumadım, adeta içtim. Vaktiyle zar zor bitirdiğim kitabı şimdi müthiş sürükleyici buldum. Kim bu Karamazovlar ve kaç…
-
Okumaya devam et →: Otomatik Portakal-Anthony BurgessAllahım, ne kitap. Anthony Burgess edebiyatını anlatmak, tanımlamak, kategorize etmek öyle zor ki. Otomatik Portakal’ı ne zaman okusam uzun uzun düşünürken buluyorum kendimi. Bu kitaptan sonra bana kalanın yoğun, çok yoğun bir his olduğunu fark ediyorum. Hem yoğun, hem de rahatsız edici. Bu sebeple de tarifi çok zor… Kısaca hikayeden…
-
Okumaya devam et →: Yeraltından Notlar-Fyodor DostoevskyDostoyevski ile içimizi aydınlatan, huzur veren ve insana dair derin bir sıcaklık hissettiren keyifli anlar geçirdik yine… Şaka, şaka, öyle bir şey yapmadık tabii ki 🙂 Kendisi Yeraltı Adamı aracılığıyla insanoğlunu yerden yere vurdu, ben de çok haklısın valla dedim. İncecik kitapta altını çizmediğim yer kalmadı resmen. İnsan, toplum ve modern…
-
Okumaya devam et →: Beyaz Geceler-Fyodor Dostoevsky“Hayaller içinde geçirilen gecelerden sonra ayılmanın, gerçek dünyaya dönmenin ne kadar korkunç olduğunu bilemezsin.” Beyaz Geceler, Fyodor Dostoyevski’nin diğer kitaplarından farklı olarak ölüm, hayatta kalma mücadelesi ve inanç meselelerine odaklanmaz. Aşık bir hayalperestin dört gece ve bir sabah süren kısa bir aşk hikayesini anlatır. Bu novella boyunca içe kapanık, hayalci,…
-
Okumaya devam et →: Bir Kadın- Annie ErnauxAllahım, resmen altüst oldum. Bu kitabı seveceğimi biliyordum ama yine de böyle çarpılmayı beklemiyordum. Bir Kadın, kalbimin tam ortasına oturdu. Eser, Annie Ernaux’nun annesinin ardından yazdığı bir veda metni. Fakat onun yalnızca bir yas anlatısı olduğunu düşünmenizi istemem. Yazar sayfa sayfa sanki annesinin karnından yeniden doğarken, aynı anda annesini yeniden…
-
Okumaya devam et →: Dönüşüm-Franz KafkaOf… ❤ Kafka’nın eserlerindeki o bambaşka anlatı dili beni her defasında yeniden şaşırtıyor. Bir insan nasıl böylesine özgün bir üslup ve bakış açısı geliştirebilir, gerçekten hayranlık uyandırıcı. Onun metinlerinde okur; huzursuz edici, tekinsiz ve derin bir bilinç dünyasının içine çekiliyor. Bence yazarın en büyük başarısı, sıradan olanı ürkütücü; absürt olanı…
-
Okumaya devam et →: Tatar Çölü-Dino BuzzatiEvet, yıllardır “Tatar Çölü’nü mutlaka okumalısın” cümlesini duyup durduğum halde ertelediğim için artık kendimi affedebilirim sanırım. Nihayet Dino Buzzati ile tanışmış oldum. Bazı yazarlarla geç karşılaşmanın insanda yarattığı hafif bir pişmanlık oluyor. Sanki yıllardır aynı şehirde yaşayıp da hiç uğramadığınız bir sokağı keşfetmek gibi. O sokak hep oradaymış ama siz…
-
Okumaya devam et →: Kızıl Veba-Jack LondonNe demeli, ne biçimde demeli, nasıl hakkını vermeli diye düşündürüyor insanı Kızıl Veba. Çünkü onu iyi ya da etkileyici sıfatlarıyla açıklamak neredeyse bir haksızlık. Jack London’ın 1912 yılında kaleme aldığı bu kısa roman, hacim olarak son derece küçük, fakat düşünsel yankısı bakımından devasa bir metin. Kitap bittiğinde uygarlık denilen şeyin…
-
Okumaya devam et →: 1984-George OrwellGeorge Orwell’ın 1984’ünü ilk okumaya başladığımda yarım bırakmıştım. Şimdi dönüp baktığımda bunu neden yaptığımı gerçekten hatırlamıyorum. Belki de mesele sıkıcılık değildi, sanıyorum kitabın rahatsız edici derecede gerçek hissettirmesiydi. Çünkü 1984, eğlendirmek için yazılmış bir metin değil. Toplumların özgürlüklerini nasıl kaybedebileceğini gösteren karanlık bir uyarı metni. Metin geleceğin totaliter dünyasında, Okyanusya…
-
Okumaya devam et →: Nana-Emile ZolaBu kitap okurlarını, onu sevenler ve ondan nefret edenler olarak ikiye bölen eserlerden biri. Ben sevenler tarafındayım. Nefret edenlerin temel gerekçesi, metnin yoğun bir kadın düşmanlığı içerdiği yönünde. Açıkçası bu yorumun Zola’yı anlamamaktan kaynaklanan son derece yüzeysel bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Çünkü Nana, bir fahişenin hayatından çok daha fazlasına sahip;…
-
Okumaya devam et →: Gazap Üzümleri-John SteinbeckBu roman beni ilk okuduğumda sağlı sollu tokatlamıştı ve kesinlikle beş yıldızlık bir okuma deneyimiydi… Yalan yok, Gazap Üzümleri hayatımda okuduğum en iyi kitaplar listesinde ilk üçe rahatlıkla girer. İnceleme yazımı hazırlarken, neden bu kadar etkilendiğimi anlamaya çalıştım ve bir yandan da insanların neden sevmediğini düşündüm. Dili fazla ağır bulanlar…
-
Okumaya devam et →: Oblomov-GonçarovBu kitaba ilk başladığımda daha önce hiç Gonçarov okumamıştım ve açıkçası neyle karşılaşacağımı da pek bilmiyordum. Ama ilk bölümü bitirdiğim anda kendi kendime “nefis bir şey okuyacağım” dedim. Nihayetinde tuğla gibi kitap üç günde bitiverdi ve uzun süre boyunca aklımın içinde sürekli Oblomov ve onun müthiş replikleri dolaşıp durdu. Aradan…
-
Okumaya devam et →: Bir İdam Mahkumunun Son Günü-Victor HugoCanımın içi Victor Hugo’nun çok sevdiğim eseri Bir İdam Mahkumunun Son Günü’nü inceleme yazısı hazırlamak için tekrar okudum. Yine üzmedi, yine üzmedi… Victor Hugo’nun her zaman çok iyi bir diyalog yazarı olduğunu düşünürüm. Fakat bu okumamda, dilindeki şiirsel inceliğin çok daha fazla gözüme çarptığını fark ettim. Ayrıca Hugo’nun sonraki dönem…
-
Okumaya devam et →: Fareler ve İnsanlar-John SteinbeckFareler ve İnsanlar, okura önce umut veren, bu umudu sayfalar boyunca dikkatlice koruyan ve ardından insan doğasının acımasız gerçekliğiyle onu paramparça eden kitaplardan biri… Hikaye, Kaliforniya’da çiftlik işçisi olarak çalışan ve bir işten diğerine sürüklenen George ve Lennie isimli iki yalnız adamı takip ediyor. Lennie fiziksel olarak güçlü ama zihinsel…
-
Okumaya devam et →: İnsan Neyle Yaşar?-Lev Tolstoyİnsan Neyle Yaşar, herkesin lise döneminde mutlaka okuduğu kitaplardan biridir. Keza ben de o dönemde okumuştum. Fakat yıllar geçtikçe anlıyorum ki, bu metin yalnızca bir kez okunup rafa kaldırılmamalı. Hayatın farklı dönemlerinde ona yeniden dönmek, üzerine düşünmekte fayda var. Çünkü Lev Tolstoy burada insanoğlunun zaaflarını, korkularını ve bencilliklerini, tüm çıplaklığıyla…
-
Okumaya devam et →: Büyük Umutlar-Charles DickensDickens’ın kalemiyle ilk tanışıklığım yıllar önce okuduğum Oliver Twist ile olmuştu. Fakat onu gerçekten anlamam Büyük Umutlar sayesinde gerçekleşti diyebilirim. Dürüst olmak gerekirse, bu kitabı bitirdiğimde içimde oluşan boşluğu uzun zamandır hiçbir roman yaratmamıştı. Pip, sert ve sevgisiz ablası tarafından büyütülen bir yetim. Hayatına bir anda giren gizemli bir servetle…
